ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

126 Yıllık Bir Ayrılığın Öyküsü; Sakla Mektuplarım...

126 Yıllık Bir Ayrılığın Öyküsü; Sakla Mektuplarımı Ayşe

“O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler

Arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer

Dayanılması o kadar da zor değildir,

büyük ayrılıklar bile en güzel yerde başlatılsaydı eğer…”

 Can YÜCEL

Pasifik okyanusunun kıyısında, dalgalarla dövülen Oşima kayalıkları, Haliç’ten demir alarak Japonya’ya uzanan 126 yıllık bir ayrılığı mırıldanıyorlar. Oşima kıyılarındaki her Eylül sabahında bir Osmanlı gemisi, bir daha dönemeyeceği topraklara yelken açıp, geride doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakarak kayboluyor ufukta. Türk şehitlerinin anısına dikilen taş kitabeye işlenmiş kelimelere ve Kashinozaki Feneri’nin duvarlarına çarparak uğuldayan okyanus rüzgârlarına karışıyor bütün veda sözleri. Güney Asya kıyılarına yayılan bekleyişler, coşkulu karşılamalar, hüzünlü vedalaşmalar, ihtimaller yüklü gemiler geçiyor Pasifik’in kıyısında omuz omuza vermiş Türk ve Japon bayraklarının hatıralarından. “İşte tam ordadır ölüm/limanın girişinde dikilmiş yosundan bir kayaya/batmış donanmasını bekler kaptanı derya..” diye mırıldanan Can Yücel, daha doğmadan biraz yetim kalıyor. Okyanus kuşlarının kanatlarına tutunan bir bekleyiş, Japonya’dan İstanbul’a dönen Ertuğrul fırkateyninin Oşima kayalıklarına çarparak sulara gömülen hatırasının yasını tutuyor hala..

Dünya dengelerinin de alt üst olduğu 19. yüzyıl, o döneme kadarki diplomasi tarihinde yeryüzündeki mesafelerin birbirine en yakın olduğu yüzyıl olmuştu. Bu bağlamda modern dünyada olup bitenler hakkında ayrıntılı araştırmalar yapmak üzere dünyanın çeşitli devletlerine seyahatler yapan Japon diplomatların İstanbul ziyaretleri, Asya’nın doğu ucunda bulunan Japonya ve batı ucundaki Osmanlı devletinin aynı karşılıklı menfaatler doğrultusunda yakınlaşmalarını sağlayacaktı. 1889 yılına gelindiğinde yaklaşık çeyrek asırdır süren Osmanlı-Japon ilişkilerinde somut bir adım atılmış, kalabalık bir Osmanlı heyetinin Ertuğrul gemisiyle Japonya’ya gönderilmesine karar verilmişti. Osmanlı devletinin değişik ve karmaşık siyasi hesaplar ve kararlılıkla planladığı Japonya yolculuğu Türklerin Japonya’daki hüzünlü hikâyesinin de başlangıcı olacaktı. Geçtiği kıyılardaki halklara Halife’nin selamını götürecek olan Ertuğrul fırkateyniyle birlikte Japonya’ya gönderilen Osmanlı heyetinin komutasına Miralay Osman Bey, geminin kaptanlığına ise kumandan Ali Bey’e getirilmişti. 1847 yılında Tekirdağ’da dünyaya gelen Ali Bey, on dört yaşında Heybeliada Bahriye Mektebine kaydolmuş, mezuniyetinin ardından çeşitli devlet kademelerinde görev yaptıktan sonra İngiltere’ye gönderilmişti. Ertuğrul gemisinin kaptanı olarak gerçekleştirdiği Japonya yolculuğu sırasında eşi Ayşe Hanım’a gönderdiği mektuplardan otuz ikisi okyanusları, ülkeleri aşıp, deprem ve yangınlardan kurtularak günümüze kadar ulaşmıştı. Söz konusu mektuplar, Ertuğrul fırkateyni hakkında yapılan araştırmalarda göz ardı edilen bir konuyu; gemi mürettebatının aslında birer oğul, birer baba, birer kardeş ve bir çift göze sevdalı birer eş olduklarını hatırlatması yönüyle oldukça hüzün vericiydi.

Cumhuriyet tarihinin birçok önemli kültür hizmetine imza atan Milli Eğitim eski bakanı Hasan Ali Yücel’in anne tarafından dedesi Ali Bey, şair Can Yücel’in de büyük dedesiydi. “İsmetli, Hakikatli, Mürüvvetli, Muhabbetli,Yar-ı Vefâdârım, Efendim, Sultanım” şeklinde hitap ettiği eşi Ayşe’den “nasıl yazıldıklarını anlatmaya kalksa kağıtların yetmeyeceği”ni söylediği mektuplarını saklamasını istiyor, geri döndüğünde onunla birlikte yeniden okuyacağını söylüyordu.

126 yıl önce, Haliçte coşkulu bir kalabalığın uğurladığı Ertuğrul gemisi, Sarayburnu’ndan geçerek gözden kaybolduğunda, geride doldurulması mümkün olmayan bir boşluk bırakıyordu.

“Üç direkli firkateyndir gemimiz/Kimimiz, bekârız, evlidir kimimiz” nameleri yankılanan Haliçteki uğurlama bittiğinde Sarayburnu’ndan başlayarak Japonya’nın Oşima adasına uzanan bir ayrılık hikâyesi de başlıyordu.

Kumandan Ali Bey’in henüz on yaşına basmadan vefat edecek olan ikiz kızlarından Mevhibe, babasının ardından “Tıntın eder kabacık/ Beni bırakıp giden babacık..” diye ağlaya dursun, 14 Temmuz günü İstanbul’dan demir alan gemi, Süveyş, Port-Sait ve Cidde’den sonra Aden’e ulaşmıştı. Kumandan Ali Bey, Aden’den gönderdiği 25 Eylül tarihli mektubunda; “Dünyanın öteki tarafına geçtik. Hamdolsun ki havalar güzel ve bizleri korkutmuyor. Biliyorum uzun yazmadığım için canın sıkılacak ama yeniden birleştiğimizde olan biteni uzun uzun anlatacağım!” diye yazıyordu. Ertuğrul’un Hindistan kıyılarına ulaştığı Ekim ayı sonlarında gemi güvertesinin Osmanlı toprağı olduğuna inanan binlerce Müslüman burada namaz kılmaya çalışmış, Bombay limanında demirli gemiyi bir hafta içinde yüz binlerce kişi ziyaret etmişti. Güney Asya Müslümanları, Ertuğrul fırkateynini Halife’nin gönderdiği kutsal bir emanet olarak görüyor, geçtiği kıyılarda bulunan gemilere de Osmanlı sancakları çekiliyordu. Bombay’dan ayrılarak bir süre Kolombo’da demirleyen Ertuğrul, Kasım 1889’da Singapur limanına vardı. Geminin Singapur limanında demirlediği yaklaşık 6 aylık süre zarfında, yolculuk sırasında yaşanan arızaların tamiratı gerçekleştirilecekti. Geride bıraktığı hatıralarına duyduğu tarifsiz özlemi Ertuğrul’un İstanbul’a uzaklığıyla özdeşleştiren kumandan Ali Bey, 7 Aralık tarihli mektubunda;” İstanbul, özellikle de evimiz.. yani hatırıma gelen aklıma geldikçe hemen kanatlanıp uçacağım geliyor.. Ama aramıza giren 1700 mili uçmaya kanatların gücü yetmez!” diyordu.

Osman paşa başkanlığındaki Osmanlı heyeti 11 aylık bir yolculuktan sonra 1890 yılı Haziran ayında Japonya’ya varmış, Tokyo’da yabancı devlet elçileriyle resmî görüşmelerde bulunan heyetin Japonya günleri oldukça hareketli geçmişti. O günlerde gönderdiği bir mektubunda kumandan Ali Bey; “Allah’ım bu beynimde mahsur bıraktığın 12 bin mili, yakın zamanda yürütecek senden başkası değildir!” diyor, vatanına duyduğu özlemi ve geri dönme isteğini anlatıyordu. Osmanlı heyetinin renkli günleri 19. yüzyıl liman şehirlerinin karşısında çaresiz kaldıkları bir hastalıkla, Yokohama’da baş gösteren bir kolera salgınıyla kararmaya başlayacaktı. Temmuz ayında, bir Osmanlı denizcisinin vefat etmesi üzerine gemi karantina altına alınmış ancak kolera mikrobunun yayılmasına engel olunamamıştı. Ertuğrul mürettebatının kolera salgını nedeniyle yaşadığı sıkıntılı günler kumandan Ali Bey’in 12 Temmuz 1890 tarihli mektubuna da yansımıştı; “Saçma olsa da ruhumda ve gönlümde bir sıkıntı var. Biz kendi dileklerimiz gerçekleşsin istesek de Allah’ın dediği olacak ve bizim buna darılmaya hakkımız yok!” Başta Osman Paşa olmak üzere gemi mürettebatının yaşadığı huzursuzluk ve seyahat için ayrılan bütçenin kısıtlı oluşu, dönüş yolculuğu konusunda aceleci davranılmasına neden olacaktı.

Dönüş tarihi netleştiğinde Osmanlı yetkilileri tayfun mevsiminin yaklaşmakta olduğu konusunda uyarılmıştı. Dönüş yolculuğu için gereken hazırlıklar yapılırken, Pasifik’in sakin ve sıcak dalgaları hırçınlaşmaya başlıyor, şiddetli tayfunların haftalarca süreceği bir mevsim yaklaşıyordu. Ancak okyanus fırtınaları ve tayfunlar konusunda Osman Paşa’ya göre daha tecrübeli olan kumandan Ali Bey’in tüm isteksizliğine rağmen yolculuk planlandığı tarihte gerçekleşecekti. Ertuğrul gemisi güvertesindeki yüzlerce Osmanlı denizcisinin, endişeli bakışlarla uğurlandığı kararsız bir Eylül sabahında İstanbul’a doğru yola çıktı.

Pasifik’e yelken açan geminin güvertesinde, yaklaşmakta olan felaketten habersiz olan kumandan Ali Bey, bir mektubunda Ertuğrul gemisi ve mürettebatının hazin sonunu anlatıyor gibiydi;

Birçok saksılar aldım Ayşe! Çok çok çiçekler yetiştiresin.. Ama bizler gittikçe soluyoruz..

 Yokohama Limanı’ndan uğurlanan gemi, ertesi gün patlak veren bir tayfuna yakalanarak 16 Eylül 1890’da Oşima adası yakınlarından geçtiği gece saatlerinde kayalıklara çarptı. Ertuğrul, henüz güvertesini aydınlatmayan güneşin uzaklarda onu bekleyenleri de aydınlatmadığı bir karanlıkta, Kashinozaki Feneri’nin asırlarca gemiler yutan dalgalarına yenilerek batmış, 69 yaralının kurtarıldığı kazada, gemi kaptanı Kumandan Ali Bey dâhil, yaklaşık 540 Osmanlı denizcisi hayatını kaybetmişti.

Ertuğrul’un Pasifik’in sularında sonsuzluğa yelken açtığı o günün üzerinden 126 yıl geçti. Kazanın 113. yıldönümüne rastlayan 2003 yılı, “Japonya’da Türk yılı”, 2010 yılı da “Türkiye’de Japon yılı” ilan edilmişti. Aynı şekilde 2015 yılı sonunda, Türk-Japon dostluğuna ithafen gösterime giren “Ertuğrul 1890”, Türkiye ve Japonya’nın ilk ortak sinema filmi olduğu gibi Türkiye’de yapılmış en büyük bütçeli sinema filmlerinden biri olarak tarihe geçti. Ertuğrul 1890 filmi de, Ertuğrul fırkateyniyle ilgili tüm diğer anlatılarda olduğu gibi Can Yücel’in büyük dedesi Kumandan Ali Bey’in arkasında bıraktığı “doldurulması mümkün olmayan boşluklar”dan oluşan ayrılığa ve Ayşe Hanım’ın yüreğinin derinliklerinde sakladığı o hasret dolu mektuplara yer vermedi.

Aradan geçen 126 yıl boyunca Oşima kayalıklarından Ertuğrul’a ait onlarca hatıra çıkarıldı. Ancak kumandan Ali Bey’in “çok çok çiçekler yetiştirsin” diye eşi Ayşe Hanım’a aldığı saksılar hala bulunamadı.. 126 yıl önce İstanbul’daki bir evin penceresinden utangaç bir umutla beklenen o mektupları yazan Kumandan Ali Bey, gönderdiği mektupları hiçbir zaman yeniden okuyamadı. Ayşe Hanım, kendisine “Allah aşkına sen de bir mektup gönder!” diyerek sitem eden eşi Ali Bey’in vefatından sonraki kırk iki yıl boyunca bir daha hiç mektup yazmadı. Sarayburnu’nda gözden kaybolan yüzlerce Osmanlı denizcisi düşlerinde mahsur bırakılan 12 bin mili bir daha geri yürüyemediler.. Japonya’daki Ertuğrul şehitliğinde yatan Osmanlı denizcileri, aziz hatıralarının yaşatıldığı o sakin topraklarda huzurlu bir uykudalar.. Ve her Eylül sabahında güvertesinde doğdukları topraklara el sallayan Osmanlı denizcileriyle dolu bir gemi geçiyor Oşima kıyılarından.. Pasifik’in mahcup dalgaları Kashinozaki Feneri’nin kıpırtısız saygı duruşuna eşlik ediyor.. Dünyanın öteki ucunda, kendisine omuz veren Japon bayrağıyla dalgalanan Türk bayrağı, selam duruyor Ertuğrul’a!

 


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın