ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

2013 Yılına Girerken Türkiye ve Dünya Ekonomisi...

2013 Yılına Girerken Türkiye ve Dünya Ekonomisi

YAZAR:  Yrd.Doç Dr. Baki Demirel

MEKAM Uzmanı – GOP. Üniversitesi İ.İ.B.F İktisat Bölümü Öğretim Üyesi.

Hatırlarsanız bir önceki yazımızda PIMCO CEO su El-Erian tarafından ortaya atılan yeni normal (new normal) kavramından ve Dünya ekonomilerinin kriz sonrası toparlanma sürecine girmelerinin uzun zaman alacağında bu süreç içerisinde daha düşük büyüme ve daha yüksek enflasyon oranlarının görüleceğinden bahsetmiştik. 2012 sonu dünya ekonomisine baktığımızda eldeki veriler bunu doğrulamaktadır.

Japonya’nın kronik resesyonuna ilave olarak artan borç stoku, özellikle Asya-Pasifik Bölgesinde Çin ile olan rekabette her yıl biraz daha geri kalması Japonya’nın toparlanma ümitlerini azaltmaktadır.

ABD ekonomisinde işler daha karışık gibi “Mali Uçurma” yönelik çözüm 2013 yılına ertelenmiş görünüyor. Bu konuda Demokratlar ve Cumhuriyetçiler henüz uzlaşmış değil. Başkan Obama’nın zenginlerden daha fazla vergi alınmasına dayalı çözümünün ne kadar başarılı olacağı ise ekonomi çevreleri arasında hararetli bir tartışma konusu olmaya devam edecek gibi. Diğer yandan Chicago Federal Rezerv başkanı Evens, enflasyon ve cari açığı referans alan Taylor Kuralının yerine Okun Yasasından hareketle bağımsız değişkenler olarak enflasyon ve işsizliği alan kuralımsı bir öneri ortaya atmıştır. Bu öneri çerçevesinde FED 2012 de % 7’nin üstünde seyreden işsizlik oranını yarım puan aşağı çekip (% 6,5) fiyat istikrarı hedefini % 2,5 olarak belirlemektedir. Buna göre enflasyon % 2,5 aşmadığı sürece ve işsizlik oranı % 6,5 altına düşene kadar politika faiz oranı sıfır seviyesinde kalması kararlaştırıldı. Bu politika FED’in miktarsal gevşeme politikalarına da bir kural getirmiş olmaktadır. Buna göre enflasyon % 2,5’un üzerine çıkmadıkça ve işsizlik oranları % 6,5’in altına düşmedikçe FED miktarsal gevşeme (Quantative Easing) uygulamalarına devam edebilecektir.   FED’in bu yeni uygulaması Yeni Normal durum konseptine uygun bir politika tepkimesidir diyebiliriz. Açıkçası Taylor Kuralının uygulama olanağının derin küresel krizde mümkün olmadığının da ilanı gibidir bu öneri.

Euro Bölgesi kendi içerisindeki sorunlara ve tartışmalara henüz bir çözüm getirebilmiş değil. Yunanistan’ın para birliğinin dışında kalma riski hala var. Bu durum sadece Euro Bölgesi için değil para birliği ile güçlü ticari bağları bulunan ülkeler başta olmak üzere tüm dünya ekonomisi için bir finansman sorunu yaratabilir. Zira Yunanistan’a 2014 yılına kadar verilmesi öngörülen 240 milyar euro ‘luk mali destek bile borç krizini hafifletmiyor. Her şey yolunda giderse Yunanistan borç stoku / GSMH rasyosunu ancak 2020 yılında % 110 seviyelerine indirebilecek. Yunanistan’ın Euro Bölgesi dışında kalması İspanya İtalya ve Portekiz için ilave mali yükler getirecektir ve bu durum Avrupa Merkez Bankasının tüm kurtarma çabalarına karşın parasal birliğin devamını tehlikeye sokabilir. Diğer yandan Euro Bölgesi ülkelerinin büyük bankalar için ilave 400 milyar euro sermaye artırımı getirmelerine neden olacak bankacılık sisteminin rehabilitasyonu konusunda uzlaşmaya varmamış olmaları ve Bankacılık Birliği konusunda bir kararın henüz çıkmamış olması da mali piyasalar üzerindeki stresi arttırmaktadır. Almanya’dan gelen olumsuz büyüme sinyalleri (Bundesbank büyüme tahminini % 0,4 olarak açıklamıştır) bu stresi daha da büyütebilecek mekanizmaya yol açabilecektir.

Latin Amerika da Arjantin, Brezilya ve Meksika ekonomileri üzerindeki kara bulutlar dolaşmaya devam etmektedir. Hatta Meksika IMF den borç almak zorunda kalmıştır. Brezilya için bu sene büyüme beklentisi % 1,5 civarında olması ülkenin ekonomik daralma içerisinde olduğunu göstermektedir. Euro Bölgesi ve ABD gelen talep daralması Brezilya ekonomisinin bu yılki kötü performansı için önemli bir neden. Bu durum Brezilya hükümet borçlarını da arttırmaktadır ve ABD gibi bir başka mali açmazla karşı karşıya kalan ülke Brezilya olabilir. Diğer yandan Çin ekonomisi bu yıl çift rakamlı büyüme oranlarını geride bırakmak zorunda kalmıştır. Çin ekonomisi için bu yılki büyüme beklentisi % 7.2 olması beklide son 10 yılın en kötü büyüme performansı olarak nitelenebilir. Tüm Dünya ekonomisinde ortaya çıkan talep daralması Çin ekonomisinin uzun süreli bir daralma dönemine girmesine neden olabilir. Brezilya Çin ve Hindistan için konuşabileceğimiz böylesi bir durum BRIC ülkeleri için ortaya atılan ayrışma (decoupling) masalının sonunu getirebilir.

Türkiye ekonomisinin ise yeni normal duruma beklendiğinden sert bir düşüşle girme olasılığı artmaktadır. Bizde bu kaygıyı yaratan durum sanayi üretiminin açıklanan son çeyrek rakamlarıdır. Son çeyrek büyüme rakamının % 0,2 gelmesi ekonominin yıllık büyümesinin % 1,6 civarında oluşmasına yol açtı. Tahmini olarak bu yıl % 2-2,5 oranında büyüme gerçekleşecek bu ise 2011 yılının Orta Vadeli Programında öngörülen % 4 ve daha sonra revize edilen % 3.2 büyüme tahminin oldukça gerisindedir. Bu durumun ekonomi politikası uygulayıcılarının Türkiye ekonomisi için öngördüğü yumuşak iniş senaryosunun gerçekleşmeyeceğini göstermektedir.

Türkiye ekonomisi için diğer bir endişe 2010 yılının ortalarından itibaren Merkez Bankası tarafından uygulamaya konulan ve karma politika olarak ifade edilen politikaların enflasyon hedefinden sapılmasına yol açabileceği üzerinedir. Finansal istikrar ve fiyat istikrarını bir arada sağlamayı amaçlayan bu politika dizaynı makro ihtiyati politika araçlarını da kapsamaktadır. Buradaki sorun finansal istikrarını sağlamaya yönelik makro ihtiyati politika aracının Merkez Bankası politika faizi ile çatışmasıyla ilgilidir. Böyle bir durum elbette enflasyon hedefinden vazgeçildiği endişesi yaratabilir. Dolayısıyla seçilecek makro ihtiyati politika değişkeni enflasyon hedefine yönelik para politikası faiz oranının etkisini azaltmayacak bir araç olmalıdır. Ancak bu şekilde finansal istikrarı gözeten bir enflasyon hedeflemesi stratejisi uygulanabilir olur. Diğer yandan TCMB politika faiz oranı, FED politik faiz oranı ( veya FED funds), VIX, EMBI, hazine bonosu CDS’leri, döviz kuru, enflasyon açığı, çıktı açığı ve bankacılık kesimi kaldıraç oranları gibi birçok yurt dışı ve yurt içi değişken tarafından etkilenmektedir. Dolayısıyla makro ihtiyati politika değişkeni seçiminde tüm bu faktörlerde göz önüne alınmalıdır. Ayrıca bankacılık sektörünün bilanço dışı işlemlerin son dönemde artış eğilimine girmesi veya daha açık olarak gölge bankacılığın artmakta olması finansal istikrar konusunda endişelerimiz de arttırmaktadır.

Bu çerçevede finansal istikrarın sağlanmasında Merkez Bankasının finansal sistemi düzenleyen BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu)ile eş güdüm halinde çalışması gereklidir. Bu durumun bir alternatifi ise Minsky’nin öngördüğü biçimde Merkez Bankasının yetkilerinin fiyat istikrarını sağlayacak biçimde genişletilmesidir. Finansal istikrar ve fiyat istikrarı bir arada sağlamaya çalışan TCMB’nın faiz koridorunu gittikçe genişleten politikaları piyasalar tarafından enflasyon hedefi uygulamasından vazgeçildiği biçimde algılanması 2013 için enflasyon beklentilerini arttıracaktır.

TCMB tarafından yayınlanan Kasım ayı tüketici güven endeksinin bir önceki yılın Kasım ayına göre düşük olduğu (sırayla 91,0 ve 89, 2 ) görülmektedir. Ancak sevindirici olan Temmuz 2012 den beri ivme kaybeden güven endeksinin Kasım 2012 de toparlanmaya başlamasıdır bu eğilimin devam etmesi gelecek dönem enflasyon beklentilerinin olumlu olması açısından önemlidir ancak uluslararası piyasalarda özellikle emtia fiyatlarında oluşabilecek ani sıçramalar bu durumu tersine çevirebilir. Elbette enflasyon beklentilerinin olumlu olmasında bütçe disiplini önemli bir yer tutmaktadır. Önümüzdeki yıl seçim olacağı düşünüldüğünde, olası bir seçim harcaması nedeniyle bütçe disiplininden feragat edilmesi bu enflasyon beklentilerinin artmasına yol açacak bir başka durumdur.

Türkiye ekonomisi için bir başka önemli gösterge cari işlemler açığıdır. Gerek IMF raporlarında gerekse uluslar arası finansal kuruluşların Türkiye ekonomisi için yayınladıkları raporlarda cari açık önemli bir risk unsuru olarak belirtilmiştir. Cari açık / GSMH rasyosunun Ocak 2012’de % 10 olan seviyesinin bu yılın sonunda % 7.2 seviyelerde seyretmesi elbette sevindiricidir. Ancak unutmamak gerekir ki bu düşüsün arkasında ihracat artışından çok Türkiye ekonomisinin daralma içerisinde olması yatmaktadır. Daha açık bir ifadeyle cari açığın aşağı düşmesinde yapısal faktörlere bağlı bir düzelmeden çok yurt içi talep daralmasının etkili olduğu görülmektedir. Önümüzdeki yıl ekonomik büyümede görülebilecek bir iyileşme cari açığın tekrar yükselmesine yol açacaktır.

Son olarak 2012 Eylül işsizlik oranlarının Ağustos ayına göre artış göstererek % 9.2 de % 9.4’e çıktığını görüyoruz. İşsizlik oranlarındaki bu artış da ekonomik daralmanın etkili olduğu açıktır. Türkiye ekonomisinin sert bir inişe geçmesi ekim ve kasım ayı işsizlik oranlarının daha da arttıracaktır. Burada esas sorun ekonomik büyümede yatmaktadır. Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönem büyümesi küresel ekonomik koşullardaki düzelme ve uluslar arası risk iştahının artmasına oldukça bağlıdır. IMF’in 2013 için büyüme tahminleri pekte iç açıcı değildir, Euro bölgesi için küçülme devam edecektir ABD için zayıf bir toparlanma beklenmelidir bu tahmin % 1,5 olarak gösterilmektedir. FED’in 2013 için büyüme tahmini de % 2.3 civarındadır. Türkiye için ise IMF tahmini % 3,5 olarak görülmektedir. Çin, Hindistan için ise yine bir önceki yıla göre küçülme beklenmektedir.

Bu veriler ışığında ekonomiyi yurt içi faktörlere bağlı olarak iyileştirmek veya amiyane tabirle “gaza basmak” önümüzdeki yıl makro ekonomik temellerde kırılganlığa yol açabilir. Zaten ekonomik kriz dediğimiz olay makro ekonomik temellerde kırılganlığın artması ve ekonomi üzerindeki stresin yükselmesine bağlı olarak gerçekleşir aynı fay hattı üzerinde enerji birikmesi gibi, ekonomik krizlerde ekonomi üzerindeki aşırı enerji birikmesinden kaynaklanır dikkatli olmalıyız.

Kaynakça

EVANS, Charlie (2012), “Monetary Policy Communications and Forward Guidance”, A speech delivered on March 16, 2012, at the International Research Forum on Monetary Policy Seventh Conference in Frankfurt, Germany.

EVANS, Charlie (2011), “The Fed’s Dual Mandate Responsibilities and Challenges Facing U.S. Monetary Policy”, A speech delivered on September 7, 2011 at the European Economics and Financial Centre in London, United Kingdom.

FED (2012), Pres Release,

http://www.federalreserve.gov/newsevents/press/monetary/20121212a.htm

FOMC (2012), “Economic Projections of Federal Reserve Board Members and Federal Reserve Bank Presidents”, Decamber 2012

 http://www.federalreserve.gov/monetarypolicy/files/fomcprojtabl20121212.pdf, 22 Aralık 2012.

IMF (2012 a), “Turkey: Selected Issues”, IMF Country Report No: 12/339, December 2012

IMF (2012 b), “World Economic Outlook (WEO)”, 22 Aralık 2012

http://www.imf.org/external/pubs/ft/weo/2012/02/pdf/text.pdf

ÖZATAY, Fatih (2012), “Para Politikasında Yeni Arayışlar ve TCMB”, TEPAV Rapor, www.tepav.org.tr Ocak  2012

TCMB (2012 a), “Ödemeler Dengesi İstatistikleri”, www.tcmb.gov.tr 21 Aralık 2012

TCMB (2012 b), “Tüketici Eğilim Anketi ve Tüketici Güven Endeksi”, www.tcmb.gov.tr 20 Aralık 2012.

The Economist (2012 b), “Goodbye Europe; What Would Happen if Britain Left the EU”, 15-16, “ Brezil’s Economy; A Breakdown of Trust”, 17, December 8th -14th 2012

The Economist (2012 a), “The World Economy; Investors, Beware”, October, 17-18, 6th-12th 2012,

 


  1. ema

    29 Aralık

    son paragrafı yazarın kendinden dinlemek çok daha eğitici. ellerinize sağlık hocam

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın