ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu ile Başkanlı...

Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu ile Başkanlık Sistemi Üzerine

Başkanlık Sistemi Nedir ? Ne Değildir?, Türk tipi bir başkanlık sistemi mümkün mü ?, Federal yapı başkanlık sisteminin olmazsa olmazı mı ? Muhalefet partileri neden başkanlık sistemine karşı?, Sistemde değişiklik yapma fikri ne zamandan beri gündemde ? Tüm bu soruları ve daha fazlasını, başkanlık sistemini en iyi bilen kişilerden biri olan, Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu’ya sorduk.

Anayasa Hukukçusu ve Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kuzu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Yüksek’in lisans ve doktorasını aynı fakültede tamamladı.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olarak ders verdi.1989’da Doçent, 1998’de Profesör Oldu. Paris Sorbonne Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde araştırmalar yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı. Polis okullarında uzun süre derslere girdi. Çeşitli sivil toplum örgütlerinde yönetici olarak çalıştı. Hukuk, çevre bilimi ve bilinci hakkında eserleri, yazıları, araştırma ve makaleleri yayınlandı. Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucu Üyesi Oldu.

22 ve 23. Dönemde İstanbul Milletvekili seçildi. İki dönemdir Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu Başkanlığı görevinde bulunan Kuzu, 24. Dönemde Anayasa Komisyonu Başkanlığı görevini yeniden üstlendi.

Türkiye’de başkanlık sistemi denince ilk akla gelen isimlerin başında tartışmasız olarak Sayın Kuzu gelmektedir. 

Yaklaşık olarak son 30 yıldır siyaset sahnesinde konuşulan, fakat uygulamaya dönük somut adımlar atılamayan başkanlık sistemi, son zamanlarda Yeni Anayasa çalışmalarıyla birlikte tekrar tartışma konusu oldu. Fakat bu tartışmalar başkanlık sisteminin avantaj yada dezavantajları yerine, Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın şahsı üzerinden, sistemin “tek adamlık”, ‘diktatörlük’ getireceği gibi bazı kriterler üzerinden sürdürülmekte, dolayısıyla da sonuç alınamamakta.

Bu alanda uzun yıllar çalışmalarda bulunmuş ve önümüzdeki dönemde bir değişiklik yaşanması halinde süreci yürütecek kişi olan Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu ile SALİM EZER’in gerçekleştirdiği mülakatı sizlere sunuyoruz.

SALİM EZER:

Sayın Kuzu, bu günlerde Türkiye başkanlık sistemini daha önce hiç olmadığı kadar çok konuşmaya başladı. Türkiye’de başkanlık sistemi denince akla gelen ilk isimlerden birisiniz. Biz de  “Başkanlık Sistemi”  Nedir?, Ne değildir? Türkiye’deki başkanlık sistemi algısı ne derece gerçeği yansıtmaktadır? Sizden öğrenelim istedik.

Burhan Kuzu:

Aslında bu söylediğiniz doğru, şöyle doğru. Bu alanda tam 30 yıldır yazıyorum, çiziyorum. Türkiye’de bu kadar uzun süre bu alanda çalışmış başka kimse yok. Günümüzde arttı tabi bu sayı ama başkanlık sistemini Türkiye’ye tanıtan kişi benim.

Söylemeliyim ki tartışmalar ilk çıktığı zaman bu sistemi halkın en fazla %10’u desteklemekteydi. Ancak günümüzde bu rakam %45’lere kadar yükseldi. Bu küçümsenecek bir oran değil. Biz anlattıkça destekleyenlerin sayısı artış göstermekte. Bir insana yeni bir şeyi anlatmak takdir edersiniz ki zordur ancak tam tersine yeni bir fikri karalamak, çok kolaydır. Sistemin zor olan teknik boyutunu vatandaşın anlayacağı şekilde basite indirgeyerek anlatmaya çalıştık. Ardından ise yaşadığımız sorunların çözümünde başkanlık Sisteminin ne derece faydalı olacağını paylaştık. Bu çabamızın sonucunu da aldık. Söylediğim gibi aklımızdaki modeli savuna savuna bugün çok sayıda bilim adamı ve vatandaşımız bize destek sağlar hale geldi. Bu nedenle modelin Türkiye’deki bilinirliğinin arttığını ancak hala bazı eksikliklerin mevcut olduğunu söyleyebilirim. Sizin de söylediğiniz gibi, Türkiye’de tartışmanın çıkış noktası çok yanlış. Muhalefet bu tartışma içerisinde sistemin bazı yönlerini cımbızlayarak insanların algısını etkileme yoluna gitti. Bu nedenle arzu ettiğimiz bilinirliği bugüne kadar sağlayamadık. Etrafta dolaşan pek çok yanlış bilgi olsa da bugün en çok konuşulan konulardan birisi başkanlık sistemi ki bununda bir başarı olduğunu düşünüyorum.

SALİM EZER:

Kimilerinin istikrarlı demokrasi için anahtar olarak gördüğü, kimilerinin ise mevcut düzene bir tehdit olarak yaklaştığı bu sistemi bizlere anlatır mısınız?

BURHAN KUZU

Başkanlık Sistemi, 1787 Amerikan Anayasasının öngördüğü bir modeldir. İngiltere’den dini ve vergi baskısından kaçanların oluşturduğu 13 koloni bir araya gelerek “bu ülkeyi en iyi şekilde nasıl yönetiriz” sorusunu, buldukları başkanlık sistemi ile cevaplandırmışlardır. Şu halde, Parlamenter Sistem İngiltere’nin kendi tarihi içinde oluşup gelişmiş; tüm özellikleri İngiliz geleneklerine göre şekillenmiş, fiiliyatla ortaya çıkan, adı sonradan konulmuş bir model olmasına rağmen, başkanlık Sistemi insan aklının bulduğu bir modeldir. Bundan şöyle bir sonuç çıkarılabilir: Parlamenter model İngiliz tarihinin özelliklerini taşıdığı için ancak o ülkede belli oranda başarılı olabilir; oysa, başkanlık sistemi aklın bulduğu bir model olduğundan, her ülkenin akıllı insanları bir araya gelir, kendi ülke şartlarına göre genel niteliklerden taviz vermeden yerel nitelikleri taşıyan bir başkanlık sistemi kurabilir.

Bu sistemin en bariz özelliği güçler ayrılığı ilkesini tam olarak gerçekleştirmiş olmasıdır. Ülkeyi kimin yönettiği çok açıktır; sorumlu ve yetkilinin kim olduğu bellidir. Bu modelde yasama, yürütme, yargı çok yetkilidir; ancak her biri sadece kendi alanlarında yetkilidir. Yasama organı hem kanun yapma hem de bütçe gibi para ve harcama kalemlerini belirlemede mutlak yetkilidir. Yürütmenin; yani aynı zamanda Başbakan olan başkanın ve onun sekreteri konumundaki bakanların bu konularda hiçbir yetkileri yoktur. Bu modelde denetim, yetkilerin kullanımında karşılıklı olarak “muhtaç kılma” esası üzerine kurulmuştur. Evet, güçlü bir yürütme vardır; ancak bu güçlü yürütme sadece yasamanın çıkardığı yasaları uygulamada ve ayırdığı parayı harcamada yetkilidir. Oysa parlamenter modelde bu iki önemli yetki yukarıda açıklandığı üzere fiilen yürütmenin elindedir. Şu halde, başkanlık sisteminde yürütme, sürekli yasamanın eline bakar hale getirilmiştir. Yasama, ayrıca bünyesindeki daimi komisyonlar aracılığı ile yürütmeyi sürekli denetlemektedir. Ayrıca bu yolla, yürütmenin ihtiyacı olan yasaları ve önceliklerini öğrenme imkânı elde etmektedir.

Öte yandan, uygulanan dar bölge seçim sistemi vekillerin tekrar seçilmelerini lidere borçlu olmaktan kurtarmış; bakanlar parlamento dışından atandıkları için, bakanlık beklentisi içinde kalmayan milletvekili, liderine karşı çok daha bağımsız ve bağlantısız olarak hareket edebilmektedir. Bu durum parlamenter sistemin aksine disiplinli partilerin yerine gevşek yapılı partilerin oluşmasına neden olmakta, vekillerini tek tek kendi özgür iradeleri ile harekât edebilir bir konuma getirmektedir. Bu durumda artık parlamentoda adacıklar halinde ve aynı yönde parmak kaldıran adeta otomatiğe bağlanmış vekiller yerine, doğru bulduğu teklife, iktidar-muhalefet ayrımına fazlaca takılmadan, destek verebilen vekiller görülecektir.

SALİM EZER:

Bu modelin bilinirliğinin oldukça az olduğu konusunda hemfikiriz, peki Türkiye’de sistem tartışmalarının başlangıcına gidersek, bu tartışmalar nasıl başladı ?

BURHAN KUZU:

Ben rahmetli ÖZAL’a danışmanlık yaptım. O dönemde de sistem değişikliğini hep dile getirdim. Yani ÖZAL’ın aklına başkanlık sistemini sokanlardan birisi olduğumu düşünüyorum. başkanlık sistemini, rahmetli çok samimi olarak savunuyordu ancak ömrü vefa etmedi. Sizin söylediğiniz çok doğru Türkiye’de bu modeli bilen çok az. Yani biliyorum diyenin de çoğu bilmiyor. Kimse alınmasın kimseyi suçlamıyorum ama memlekette bu işi bilenlerden birkaç isim saymak isterim. Mesela Korkut ÖZAL çok iyi bilenlerden. Besim TİBUK çok çok iyi bilenlerden. Efendim eski bakanlardan Işın ÇELEBİ, Halil ŞIVGIN  gibi isimlerde bu konuyu iyi biliyor. Son dönemde ise Bekir BOZDAĞ malum güzel anlatanlar grubunda. Hasılı, bilen az, anlatabilen daha da az. Öyle olunca da tabi diktatörlük tartışmaları gibi tartışmalar başını alıp gidiyor.

SALİM EZER:

Bugün hem iktidarda hem muhalefette, ”parlamenter sistemin nesi vardı da bugün başkanlık sistemini tartışır olduk?” diyen insanların sayısı da oldukça fazla. Başlangıçta başkanlık sisteminin avantajlarına değindiniz ancak biraz daha detaylandıracak olursanız, Türkiye sizce neden bu sistemi benimsemeli ?

BURHAN KUZU:

Bugünkü parlamenter sistem ile bölgesel güç olma imkânımız maalesef yok. Bizi böyle bir sistemi savunmaya sevk eden gerçek neden, ülkemizin bir türlü yakasını bırakmayan koalisyon hükümetleri ve bunların ülkeye verdiği telafisi oldukça zor yıkım tablosu.

1950’den bu tarafa 1950-1960 arasında MENDERES döneminde; 1964-1970 DEMİREL; 1983-1990 ÖZAL ve nihayet 2002- günümüze kadar Erdoğan dönemi rakamlar bazında hep önde olduğumuz dönemler. Ekonomide, dış politikada, güvenlikte vs. hep iyi işler oldu. Elbette ki, bu dört dönemin dördünün de aynı doz ve düzeyde iyi olduğunu söylemiyorum. Ancak bir gerçek var ki; bu dört dönem arada yaşanan dört koalisyon dönemi ile mukayese edilemeyecek kadar iyi oldu.

Darbe dönemlerini bir tarafa bıraksak bile, 1970-1980 arası ile 1990-2002 arasını aldığımızda dahi tek parçalı hükümetlerin ve bunun getirdiği istikrar ortamının farkı hemen anlaşılıyor. 1980 öncesinde 10 yılda 12 hükümet kuruldu; Türkiye bu dönemde yetmiş sente muhtaç kalmıştır. Keza 2002’de yeni Hükümetin devraldığı Türkiye’de kalkınma hızı eksi 9 civarında idi. Koalisyonlar bununla da kalmıyor, lüzumsuz yere bakanlık sayısı artırılmakta ve bakanlıklar koalisyon ortakları arasında rant düzeyine göre paylaşılmaya çalışılıyor. Nitekim, 2001’de 36 olan bakanlık sayısı 2002’de 23’e indirilmiştir. Bu paylaşımda en küçük ortak parti, milli iradedeki payının oldukça üstünde imkânlar elde etmekte, gerektiğinde “siz bilirsiniz” diyerek büyük ortaklara karşı restini çekebilmektedir. Zira, kendisi olmadan bu koalisyon kurulamamaktadır. Demokrasi, çoğunluğu bir avuç azınlığı mahkum etmek midir?

Koalisyonlarda bir icraat bütünlüğü, bir kabine tecanüsü ve tesanütü görülememektedir. Günlük icraatlarla meşgul olunmakta ve koalisyon ortakları millete dönüp “sizi hükümetsiz bırakmadık” diyerek adeta övünebilmektedirler. Bu arada koalisyon ortaklarından bazılarında yaşanan iç siyasi dalgalanmalar hükümeti etkilemektedir. Hele seçime yakın her bir ortak kendi bakanlıkları aracılığı ile bölgelerine yatırım yarışına girmekte, devletin imkânları dengesiz bir şekilde dağıtılmaktadır. Giderayak, ülkenin çözülememiş ve katmerleşmiş sorunlarından koalisyon ortakları birbirini sorumlu tutmakta ve suçlamaktadır. Bu tabloda seçime giden vatandaş yapılan kötü icraatlardan kimi sorumlu tutacağına karar vermede zorlanmakta ve yapılan yeni seçim de çoğu kez çözüm olmamaktadır. Kısacası sorumlu ve yetkilinin kim olduğu belli olmayan böylesi bir tabloda ülke adeta “kim vurduya” gitmektedir.

Bu kötü tablodan kimin kârlı ya da zararlı çıktığı önemli değil; asıl önemli olan bu tablo nedeniyle vatandaşta oluşan, parlamentoya, seçime, demokrasiye kısacası giderek sisteme olan güvensizliktir.

SALİM EZER:

”Parlamenter sistem koalisyonlara fırsat tanıyor, bu da en büyük eksikliği” diyorsunuz o halde?

BURHAN KUZU

Öylede diyebiliriz ancak İngiliz menşeli parlamenter sistemin bir ülkeye verdiği zarar sadece bünyesinde taşıdığı bu iflah olmaz koalisyon riski değildir. Bu modelin günümüzde en çok eleştiri alan yönlerinden birisi de kuvvetler ayrılığı ilkesinin işlemez duruma düşmüş olmasıdır. Zira bu modelde yasama yetkisi tamamıyla yürütmenin güdümünde çalışmaktadır. Parlamentodan geçen yasaların %98’i Hükümetlerden gelmektedir; kalan %2’lik bölümü milletvekillerinin teklifi olarak gelmekte ise de, bu bile Hükümetlerin bilgisi dahilinde gerçekleşmekte, genellikle Hükümetler kamuoyundan eleştiri alabilecekleri bazı konuları teklif biçiminde gerçekleştirmektedirler. Yasaların Komisyonlarda ve Genel kurulda görüşülmesi sırasında Hükümetin katılmadığı hiçbir önergenin kabul şansı yoktur. Keza, bütçe gibi en önemli parasal güç de tamamen Hükümet tarafından hazırlanmakta ve meclislerden o haliyle geçmektedir.

Görülüyor ki, parlamenter sistemde hem kanun hem de bütçe gibi her iki yasal ve parasal güç yürütmenin elindedir. Nerede kaldı kuvvetler ayrımıyla, bundan beklenen demokratik yarar?

İş bununla da kalmamakta, parlamenter modelde denetim yetkisi de çalışmamaktadır. Güya bu modelde şartlar gerçekleştiğinde özellikle “gensoru” ve “meclis soruşturması” yöntemleri ile hükümet ya da ilgili bakanlar düşürülebilmekte ya da görevlerinden doğan suçlar nedeniyle yargılanabilmektedir. Bu mekanizmanın sağlıklı çalıştığına dair tek örnek bulmak mümkün değildir. Bu durumu normal karşılamak lazım; zira, hangi parlamento çoğunluğu kendi içinden çıkardığı bir bakanı düşürsün?  Muhalefet tarafından verilen bu yöndeki önergelere niçin sahip çıkılsın; zira “oğlan bizim – kız bizim.” Aksine bir davranış, bindiği dalı kesmek olur; bu da eşyanın tabiatına aykırıdır.

SALİM EZER

Peki bu çizmiş olduğunuz tablo Türkiye’ye has bir durum mudur yoksa parlamenter sistemi benimsemiş diğer ülkelerde de benzeri bir tablo görülebilir mi?

BURHAN KUZU:

Tatbiki hayır, parlamenter sistemde yaşanan bu tablo sadece ülkemize has bir durum değildir. Parti disiplininin en baskıcı şekilde işlediği bu model hangi ülkede varsa tablo bundan farklı değil. Nitekim, parlamenter sistemin uygulandığı dönemde Fransa’da çok eski bir milletvekili olan Talleyrand parlamento kürsüsünü göstererek “şu kürsüden çok nutuklar dinledim, bunların bir çoğu benim kanaatimi değiştirdi, fakat hiç biri oyumu değiştirmedi” diyor. Parlamenter sistemin bir milletvekilinin iradesi üzerindeki parti ve lider baskısını herhalde bundan dahi iyi ifade edecek bir söz olmasa gerektir.

Parlamenter sistemde niçin tablo böyledir sorusunu da şöyle cevaplayabilirim; çünkü, bu sistemde genelde uygulanan liste usulü seçim yöntemi ve bakanların parlamento içinden çıkması gerçeği; yeniden seçilmek isteyen ya da bakanlık beklentisi içinde olan milletvekilini parti liderine neredeyse mutlak bağlı kılmaktadır. Bu durum iktidar ve muhalefet partileri açısından aynıdır.

SALİM EZER

Anladığım kadarıyla, istikrar için başkanlık sisteminin bir gereklilik olduğunu düşünüyorsunuz, peki nasıl bir sistem? Bugünlerde Türk tipi başkanlık sistemi konuşulan konular arasında. Başkanlık sistemi, sağından solundan çekip düzenleyerek, kendimize has bir şekle sokabileceğimiz bir şey mi?

BURHAN KUZU

Elbette ki, neden olmasın. Türk tipi dememizin sebebi şudur;  bu sistem Amerika’da doğup büyüdü ve biliyorsunuz ki orada federal bir yapı var. Türkiye’de de federal yapılı bir model kuramayacağımıza göre o zaman demek ki üniter yapıda bir model kurmalıyız. Bizim savunduğumuz Fransız modeliyle, Amerika modeli arasında bir yerde duran bir model. Türk modeli dememizin sebebi de bu. Kendimize ait bir takım değerleri sisteme dahil ediyoruz.

SALİM EZER

Peki ya tek adamlık, diktatörlük meselesi?

BURHAN KUZU

Şunu söylemeliyim ki pratikte başkanlık sisteminde başkanın yetkileri parlamentonun çok aşağısında. Başkan tek başına hükümet olup yönetimde bulunabilecek bir durumda değil. Aksine hükümete kök söktüren, bir parlamento var. Açıkçası böyle bir değişimde pek çok yetkisini kaybedecek olan başbakanı düşünmeden edemiyorum. Çalışmam, başkanın diktatörleşmesine değil de tam aksine zayıflığına nasıl formül bulunabileceği yönünde. Buna hepimizin çalışması gerekiyor, çünkü sistem  anlatılanın tam tersi bir model. Bunu bilmeyen zavallılar, manipülasyona başvuruyor.

Şunu açıklıkla söyleyebilirim ki bugün, İngiltere, Almanya, İtalya ve Türkiye’nin başbakanı, yani parlamenter rejimlerin başbakanları Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama’dan en az 3 kat daha fazla yetkilidir.

SALİM EZER

O halde beklenilenin aksine, başkanlık sistemine geçiş gerçekleşirse, iddiaların tersine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hareket alanı genişlemenin aksine daralacak ?

BURHAN KUZU

Kesinlikle.  Bu sistemde yürütme çok güçlü değil ama sürekliliği var. Yani devamlılık var, kesinti yok. Örneğin AK Parti hükümetinin sürekliliği sayesinde biz 9.9 kalkınma hızı yakalamışız. Peki devraldığımızda durum nasıldı? Yine parlamenter rejim vardı ama koalisyon hükümeti görevdeydi. Kalkınma hızıda  eksi 9.9’du.

SALİM EZER:

Türkiye’de federal yapılı bir model kurulamayacağını dile getirdiniz. Sistemi eleştiren, karşısında olan kişilerin en çok dile getirdiği konu; başkanlık sisteminin, federal yapıya geçiş öncesi bir adım olduğu yönünde. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

BURHAN KUZU

Neyin adımıdır? Peki, o zaman ben sana başka bir şey sorayım. Diyelim ki bu bir adımdır.  Rahmetli TÜRKEŞ bu memleketin federal yapısı olmasına şiddetle karşı çıkan, üniter yapıyı en çok savunan kişilerden biri. Kendisi 1969 tarihli, Dokuz Işık kitabında diyor ki; Türkiye’nin kurtuluşu başkanlık modelidir. O da mı takiyye yapıyordu? Federal yapı nedeniyle sisteme bugün karşı çıkan kesimler için başka bir şey daha söyleyeyim.  Eğer bu tez doğru olsaydı, federal yapıyı en çok destekleyen parti olan BDP’nin bu sisteme sahip çıkması gerekirdi. Ancak onlar şiddetle karşı çıkıyor. Başka örneklerde verebilirim, bugün Almanya,  Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda hepsi federal yapıya sahip ülkeler ve hepsinde de parlamenter sistem bulunmakta, eğer federal yapı gereklilikse bu ülkelerinde başkanlık sistemine geçmeleri gerektiğini söylemeliyiz, öyle değil mi?

Öyle bir şey yok. Amerika doğrudan başkanlık sistemine geçtiği için federal yapıya sahip olmadı, kuruluşunda bu yana gelen bir şekil bu. Bu tartışmalar tamamıyla, sistemi karalayarak milliyetçi kesimi yanında tutmak isteyen kişi ve kişilerin oyunu.

SALİM EZER

O halde federal yapı, başkanlık sisteminin olmazsa olmazı değil.

BURHAN KUZU

Kesinlikle değil, öyle bir şey olsa evvela ben savunmam.

SALİM EZER

Başkanlık sisteminin Türkiye’deki pek çok problemin çözümü olacağını dile getirmiştiniz, Kürt sorununun çözülmesi ile başkanlık sistemi arasında bir paralellik mevcut mudur?

BURHAN KUZU

Bu iki konu birbiri ile direk ilişkili değil. Sorunlarla mücadele eden hükümet güçlü olursa bugün olduğu gibi daha iyi sonuç alırsın. Bizim bugün kat ettiğimiz yolu ne yazık ki koalisyon hükümetleri gerçekleştiremedi. Çünkü koalisyon ortaklarından biri bunu istemediği zaman yol alamıyorsun. Yol alabilmek için, güçlü bir parlamento desteği şart. İstikrar mücadeleye imkan sağlıyor. Yoksa özerk yapılanma gelir yok işte eyalet gelir yok federal yapı gelir bundan dolayı da Kürt meselesi çözülür, böyle bir şey yok. Kaldı ki meseleye bu şekilde yaklaşmakta doğru olmaz.

SALİM EZER

Muhalefet kanadındaki siyasi partilerin başkanlık sistemine karşı duruşunun temel nedeni ne peki?

BURHAN KUZU

Muhalefetin ürettiği iddiaların tamamı kandırmaca. Ne yazık ki sistemi bilmeyenler bazen bilerek bazen de bilmeyerek karalamada bulunuyor.

Koalisyonlarda hükümetin bir tarafından tutarak iktidar olma ümidini taşıyan küçük partiler Başkanlık Sistemine sıcak bakmamaktadırlar. Çünkü bu model neticede iki partili bir modele kayacaktır. Bu noktada sol kesim de Türkiye’de %35 sol, %65 sağ oylar olduğu, bu yelpazede %51’lik iktidar olma oyunu yakalayamayacağı endişesi ile bu modele karşı çıkmaktadırlar.

SALİM EZER

Amerika’daki gibi iki partili bir yapıya dönüşecektir sistem diyorsunuz yani?

BURHAN KUZU

Uygulama da öyle olur. O zaman merkez sağ-merkez sol iki ayrı parti kurulur, öne çıkar. Böylece bugünün muhalefeti yarın iktidara gelme şansını yakalar.

SALİM EZER

Peki, şu anda böyle bir ayrışma ve de birleşme sürecine girilse, gruplar sizce nasıl oluşur?

BURHAN KUZU

Kendini biraz daha sol cenahta hisseden MHP içindeki belli bir grup belki ulusal dediğim grup oralara kayar ama daha milli, daha muhafazakar olan grup bu tarafa doğru gelir. Tabi gruplar hep böyle kalmaz zamanla harmanlanır. Bu öngörü ilk etapta yaşanabilecek bir öngörüdür.

SALİM EZER

Ayrım çok keskin olursa pek çok insan bir anda boşta kalacak gibi gözüküyor.  Tabanının ne istediğini çok kolay kestiremeyecek olan partilerin, boşta kalacak kişilerin oyunu da alabilmek için genel olarak parti politikalarında sert söylemlerden kaçınacaklarını söyleyebilir miyiz?

BURHAN KUZU

Kesinlikle. Ne olursan ol gel demeyen bu sistemde kendisine destekçi bulamaz. Söylediğiniz gibi pek çok insan boşta kalabilir ancak partiler bu kişileri kendi bünyelerine katabilmek adına daha toplumcu bir yapıya bürünecektir. Daha kucaklayıcı politikalar üretecekler, söylemlerinde daha yumuşak olacaklardır. Sonunda Türkiye’nin hayrına olur.. Sert söylemlerle bu model yürümez,  nasıl yürüsün. Yani sen çok sert konuşuyorsun şunu yaparım bunu ederim falan adam korkar oyunu vermez. Türkiye’de zaten genel olarak ortadan giden bir yapı var. Uç tipler Türkiye’de çok tutulmuyor doğruda değil zaten. Huzurda orta yolda zaten efendim dolayısıyla kendi gibi düşünmese bile, herkese saygılı olan bir yapılanma ortaya çıkar.

SALİM EZER

Siyasetteki bu yumuşama, özellikle bugün siyasette ayrışma yaşadığımız konularda farklı düşünen pek çok insanın aynı parti çatısı altında bir araya gelmesini de sağlayacaktır kuşkusuz, bu durum sizce parti politikalarına da yansır mı?

BURHAN KUZU

Partiler, insanları gruplaştıracak bir konuyu mevzu etmekten daha çok, temel değerleri gündeme taşınacak, demokrasi, eğitim, kültür, turizm, gibi konular gündemde olacak. Laikliği tartışmaktansa, gençliği, çevreyi, Türkiye’nin milli gelirini konuşacak. Dış politikadaki bazı rahatsızlıkları dile getirip şunları şöyle çözeceğim, bu hükümet böyle yaptı gibi söylemlerde bulunacak. Daha genel konulara değinecek. Nifak çıkaracak türden konulara girmek yerine önemli meselelere odaklanılacak.

SALİM EZER

İşin birde gelenek boyutu var Adnan Menderes, Turgut Özal, Recep Tayyip Erdoğan örneğini siz verdiniz. Başkanlık sisteminin Türkiye’nin  siyasi iktidar ve yönetime ilişkin gelenekleriyle de benzeştiğini söyleyebilir miyiz?

BURHAN KUZU

Doğru liderler üreten Türk’e atak yaptıran anlamında tamam ama tarih olarak Atatürk’ün dönemi buna benzerdi İsmet Paşa buna benzerdi, Osmanlılar için de böyle bir şeydi demek yanlış olur.

Yani ben çok bu kanaatte değilim. Başkanlık modeli bir padişahlık değildir. Başkanlık modeli bir sultanlık değildir. Bizim geleneklerimizle ismi sanki tarihle bir çağrışım, o kadar. Savunduğum modelin hiç bir alakası yok bunlarla. Çünkü bu modeller demokratik modeller, seçimle gelinip seçimle gidilen modeller ve bu modelde başkan değil, parlamento, millet iradesi daha güçlü. Mesela bakın bunla alakalı Clinton’un danışmanı Türkiye’ye geldiğinde bir konuşma yaptı. Bu konuşmada, bizim sistemimizin adı yanlış koyulmuştur dedi. Bizim modelin ismi başkanlık modeli değil kongre hükümeti olması gerekiyordu diyerek, kongre’nin başkanın üzerindeki gücüne ilişkin bilgiler paylaştı. Doğru söylüyor. Ne yazıkki başkan deyince milletin sınıf başkanı gibi bir şey aklına geliyor. Başkanı da  eli sopalı bir diktatör olarak hayal ediyorlar. Halbuki başkanlık modelinde başkan gerçekten çok zor şartlarda çalışıyor. Kuvvetler ayrımı net bir şekilde kendisini gösteriyor.  Kimin ne yaptığı belli yasamanın yapacakları belli yürütmenin yapacakları belli. Bunlar hep belli. Sistem çok berrak çok şeffaf. Hatayı kime keseceksin sevabı kime vereceksin bunlar yer olarak çok belli. Yine milli irade de çok güçlü. Yürütmede devamlılık var.

O yüzden başkanlık sistemini bunca yıldır destekliyoruz.  Türkiye belki yüzde 9 oranda kalkınma yakalayamaz ancak belli bir standarttı yakalar.  Allah bereket versin deyip yoluna devam eder, eksiye gitmez. Hep artı olur.

İstikrarsızlık yüzünden Türkiye’de bir bakmışsınız büyüme %9’a çıkmış bir bakmışsınız ekside.  Buna can mı dayanır ? Çok net söylüyorum bizim bunca yılda biriktirdiğimizi , bir koalisyon altı ayda bitirir.

SALİM EZER:

Son olarak, başkanlık sistemi’nin ne zamandan bu yana AK Parti gündeminde olduğunu ve bu konunun gündeme gelmesinde sizin rolünüzü merak ediyoruz?

BURHAN KUZU

Bu partinin kurucu üyesiyim. Parti’nin kurulduğu günden beri bu sistem değişikliği gündemde var. Fakat bunun alevlenmesi son zamanlara denk geldi. Malum 3. Dönemi geride bırakmamız, başbakanımızın muhtemel bir cumhurbaşkanlığına geçmesi. Tüm bunlar etkili olmuştur ama, sistemde değişiklik yapma fikri söylediğim gibi AK Parti’nin kurulduğu ilk günden itibaren mevcut.

Tabi 2002 den buyana bunu düşünsek bile çok dillendiremedik dün geldi bugün sistemi değiştiriyorlar, hükümet modeliyle oynuyorlar falan denmesin diye, biraz zamana bıraktık. Eski yıllara göre bizim bir farkımız var. Gerek Özal, gerek Demirel, gerek Çiller zayıf kaldıkları ve düştükleri zaman bu modeli savundular, onlar için bu model bir  çıkıştı. Halbuki biz en güçlü olduğumuz zaman bunu savunuyoruz. Bu Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bir anlamda vatanperverliğini, milliyetçiliğinin de bir kanıtı. Bilinmelidir ki, son sekiz yıldır yaşanan istikrar ve bunun sağladığı rahatlık bir koalisyonda altı ayda  perişanlığa dönüşebilir. Hiç bir siyasi parti ilelebet tek başına hükümet kurabilecek diye bir şey yok. İşte bu gerçeği çok iyi hesap eden Sayın Başbakan kalıcı istikrar getirecek olan Başkanlık Sisteminden yana tavrını koymaktadır.

Nihayet hepimiz geçiciyiz bu dünyada. Konuya bence böyle bakmak lazım. Gelecek nesillere daha iyi bir Türkiye nasıl bırakılır bunun kavgasını veriyoruz.

Burhan Kuzu Kimdir ? 

Facebook: https://www.facebook.com/PrfDrBurhanKuzu

Twitter: https://twitter.com/burhankuzu

Mülakatı Gerçekleştiren: SALİM EZER

Mülakat Tarihi: 4 Aralık 2013

 


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın