ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

BM Gözetiminde Soykırım

BM Gözetiminde Soykırım

1992 İlkbaharında dağılan Yugoslavya’nın bağımsızlık kazanan ülkelerinden birisi ve nüfusu Müslüman ağırlıklı olan Bosna-Hersek, komşusu iki ülkenin saldırısına uğradı. Komşularının ülke içindeki işbirlikçi faşistleri de bu saldırıya katılmışlardı. Bosnalı Müslümanların yani Boşnakların silahlı bir gücü bulunmuyordu, zira henüz bağımsız olmuşlardı. Ordu kurmaya vakit bulamadan Avrupa’nın dördüncü güçlü ordusunun (Sırbistan) saldırısına maruz kaldılar. Daha sonra da diğer komşusunun (Hırvatistan) saldırısı başladı. Niyetleri Bosna’yı paylaşmaktı. Sanki sadece Bosna’nın içindeki Sırp ve Hırvatlar Müslümanlarla savaşıyormuş gibi bir illüzyonla, iç savaş süsü vererek yıllarca dünyayı aldattılar. Aslında kimse aldanmadı, herkes neyin nasıl olduğunu gayet iyi biliyordu, ancak uluslararası hukuka uydurmak adına birçokları inanmış gözüktü. 66 yıldır İsrail’in çıkarlarını savunma adına askeri, diplomatik, siyasi, ekonomik, medyatik vb. yapılan bütün uygulamalar, o dönemde saldırgan tarafları savunma adına da icra edildi.

Topyekun bu hesaplara, planlara rağmen işler saldırgan güçlerin istediği gibi gitmedi. Boşnaklar dünya Müslümanlarının da yardımlarıyla mucizevi bir direniş gösterdi. Öyle ki iki haftada teslim alınması öngörülen, planlanan Bosna-Hersek, çok büyük acılar pahasına çete savaşlarıyla direndi. İkinci yıl içinde ordusunu kurdu, üçüncü yılda karşı saldırıya geçti. Ülke topraklarını büyük ölçüde kurtardı. Bu arada saldırganlardan biriyle (Hırvatlarla) olan çatışmasını sonlandırarak ittifak kurdu. Diğer işgalcileri (Sırp faşistleri) ülke topraklarından tamamıyla temizlemenin hemen öncesinde, bizim tarihimizden bir benzetme yapacak olursak Kurtuluş Savaşının sonundaki Büyük Taarruzun hemen arefesinde, uluslararası gücün de doğrudan ve dolaylı katkılarıyla bir kalleşliğe maruz kaldı.

Cephelerde bir bir bozguna uğrayan Sırplar geri çekilmeye başlamışlardı. Sırbistan’a en yakın bölge olan Doğu Bosna’da Drina Nehri boyundaki kasabalardan Srebrenica, daha önce güvenli bölge ilan edilen altı yerleşim yerinden birisiydi. Güvenli bölgeler, Birleşmiş Milletler gücünün dünya adına koruma altına aldığı bölgelere deniyordu. Buralarda BM güçleri kendisini kıt imkânlarla da olsa savunan yerel halkın ellerindeki silahları alıyor ve saldırgan güçlere karşı o şehri kendisi koruyordu (!). Srebrenica’yı koruma görevi de dünya halkları adına Hollanda birliğine verilmişti. Kasabada yaşayan sivillerin canları onlara emanetti. İlk işleri sivillerin ellerindeki hafif silahları toplamak oldu. Ağır silahları zaten yoktu. Ülkedeki 6 güvenli bölgeden sadece 2 şehir silahlarını BM görevlilerine teslim etti. Diğeri Zepa kasabasıydı. 4 şehir ise göstermelik silahlar verdiyse de çoğunu gizledi. Bu temkinliliğin mükâfatını daha sonra göreceklerdi. Zepa ve Srebrenica soykırıma uğradı, diğer 4 şehir ise kurtuldu. Gizledikleri o silahlar hayatlarının teminatı olmuş oldu.

Ülke genelinde yenilgi korkusuna kapılan Sırp ordusu Müslüman Boşnakların hızını ve azmini bitirme amacı taşıyan bir planla Sırbistan sınırına yakın Srebrenica’ya geldiler. Şehir zaten kuşatmadaydı. Fakat güvenli bölge uygulaması sebebiyle Hollanda birliği tarafından korunduğu zannediliyordu. Başkomutan Radko Mladic komutasındaki Sırp ordusu bazı Hollanda askerlerini rehin aldı. Danışıklı olduğu her halinden belli görüşmeden sonra Hollanda birliği komutanı Thom Karremans, Mladic ile basın önünde kadeh tokuşturarak ve tek mermi atmadan Sırp ordusunun lojistik ihtiyaçlarını da karşılayarak 25.000 nüfuslu şehri teslim etti (9 Temmuz 1995). Yüz karası bir manzaraydı. Askerlik mesleğinin şeref ve haysiyetini ayaklar altına aldılar. Hollanda hükümeti de on yıl sonra bu kahramanlara (!) üstün hizmet madalyası verdi.

İşte tarihin en kanlı kıtası olan Avrupa’nın 2. Dünya Savaşından sonra gördüğü en büyük katliam, daha doğrusu soykırım o zaman başladı. 3 gün içinde yaşı 12’nin üzerindeki bütün erkekler ve erkek çocukları, birçoğu işkence yapılarak katledildiler ve daha önceden hazırlanmış toplu mezarlara gömüldüler. Bazı toplu mezarların yerlerini bulunur endişesiyle değiştirdiler ve kullanılan iş makineleri cesetleri parçaladığı için, aynı cesede ait parçalara iki üç ayrı toplu mezarda rastlanıldı. Kadınlar güya sağ bırakıldı. Fakat Tuzla kentine giden ormanlık ve dağlık arazide yaklaşık 80km’lik bir yolu aç ve susuz yürümek zorunda kaldılar. Birçoğu yollarda hayatını kaybetti. Sağ kalabilenler çocuklarıyla Tuzla’ya ulaştılar ve uzun süre kamplarda yaşamak zorunda kaldılar. Bugün Srebrenica Anneleri olarak bildiğimiz bir STK’yı kurdular, hukuk mücadelesi veriyorlar. Srebrenica’lı şehitlerin sayısının 12.000’nin üzerinde olduğu tahmin ediliyor ve bulunan toplu mezarlara her gün bir yenisi ekleniyor. DNA testleri ile kimlikleri tespit edilebilen cenazeler, her yıl 11 Temmuz’da toplu olarak Srebrenica Potocari’deki şehitliğe törenle defnediliyorlar.

Srebrenica’daki bu soykırım yaşanmayabilir miydi..? Tabi ki evet.

Boşnak sivillerin silahları toplanmasaydı.

Hollanda birliği mesleki haysiyetini hatırlayıp direnseydi.

İtalya’da bulunana NATO üssündeki savaş uçakları 15 dakikada ulaşılan Srebrenica’daki Sırp birliklerini durdurmak için kararlı şekilde havalansaydı.

Diplomasi görevini yapsa ve daha önce saldırgan güçlerin yaptığı zulümlere yaptırım uygulansaydı.

Güya savaşın yayılmasını engellemek amacıyla uygulanan silah ambargosu, gerçekte yalnızca savunma konumundaki Boşnaklara uygulanmasaydı.

Yani hepsini birlikte değerlendirirsek dünyadaki egemen güçlerin niyetleri adalet kaygısı taşısaydı ve Bosnalılara kendilerini savunma hakkı tanınsaydı bu soykırım yaşanmazdı.

Srebrenica’da bu yaşananlara soykırım demekte bile yıllarca direndiler. Nihayet dünyadaki kamuoyu baskılarına dayanamadılar ve savaşın bitiminden çok sonra Srebrenica soykırımdır diyebildiler. Ancak onu da failini belirtemeden kayda geçirebildiler. Srebrenica’da faili meçhul bir soykırım yaşanmıştı. Gerçekte fail hem belliydi hem de soykırım yalnızca Srebrenica’da değil bütün Bosna-Hersek’te uygulanmıştı. Uygulayanlar ise Sırp faşistleri Çetniklerin yönettiği Sırbistan Devleti ile Hırvat faşistleri Ustaşaların etkisindeki Hırvatistan ve her iki ülkenin Bosna-Hersek devleti içindeki uzantılarıydı. Yardımcıları da bu ülkeleri uluslararası alanda koruyup kollayanlar. Onları da hepimiz biliyoruz. Mısır’da, Suriye’de, Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Myanmar’da, Patani’de, Doğu Türkistan’da ve dünyanın birçok zulüm coğrafyasında darbeye darbe, katliama katliam, soykırıma soykırım, işgale işgal diyemeyenler, demeyenler olduklarını ibretle müşahade ediyoruz.

Bundan 40 yıl önce yeryüzündeki sıcak çatışma alanlarının %25-30’unu teşkil eden İslam coğrafyasının, niçin ve nasıl olup da yıllar içinde artarak bugün itibariyle savaş, iç savaş veya işgal adı altında %99’a yükseldiğinin doğru analizini yapmaz ve gereklerini yerine getirmezsek, dünyadaki nisbeti %22 olan Müslüman nüfusun çok daha büyük ölçekteki Bosna ve Srebrenica’larla karşılaşma ihtimallerini de bertaraf edemeyiz.

Srebrenica’nın ve tarihin bütün şehitlerine Allah rahmet eylesin.

Adil bir dünya kaygısı taşıyanlara selam olsun…


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın