ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

Civilization V; Medenileşmenin Amerikancası

Civilization V; Medenileşmenin Amerikancası

Yazar: Noyan Özatik

Bu hafta çokça vakit öldürdüm, bolca oyun oynadım. Oyun oynamak birçoğumuz için eğlence ve dinlence değil mi? Ancak unutmayalım ki oyun, sadece bu iki işlevle sınırlı değildir, aynı zamanda bir eğitim vasıtasıdır.

Çocuklar oyunla hem hayal güçlerini hem de şahsiyetlerini geliştirirler. Oynarken kurallara uymayı yani rıza göstermeyi öğrenirler veya kuralları değiştirerek müzakere ve mutabakat alışkanlığı edinirler. Bu nazardan bakıldığında oyun toplumsallaştırıcı, demokratik bir süreçtir. Ne yazık ki böylesi bir işlev gören oyunlarımız, yerlerini bilgisayar programlarına bırakıyor.

Bilgisayarım Zihnimi Formatlıyor mu?

Bilgisayar oyunları demokratik süreçler olmaktan çok uzaktır. Bir tasarımcının elinde şekillenen hikâyeler, sizden belirli becerilerinizi geliştirip belirli hedeflere ulaşmanızı ister. Yapay zekânın yürüttüğü süreçlerde size düşen görev, yapay zekânın mantık silsilesini takip etmek yani zihninizin belli bir şekilde formatlanmasına müsaade etmektir. Böylelikle oyunu oynamaya başladığınızda tasarımcının mutlak otoritesine tâbi olur, onun size yüklediği değerler üzerinden düşünmeye başlarsınız.

Bilgisayar oyunları azımsanmayacak bir sektör haline gelince, oyunlarda çocukların ve gençlerin ne gibi değerlerle yüklendikleri meselesi çeşitli eleştirilere neden oldu. Birçok araştırma oyunların, ırk ve cinsiyet ayrımcılığı taşıdığını dile getirmeye başladı. İtalyanların muslukçu yahut mafya, Afrikalıların çapulcu, Asyalıların cühela, kadınların beden üzerinden tasvir edildiklerine dair birçok eleştiri yazısı kaleme alındı. Öbür taraftan oyunların, talebelerin eğitiminde kullanılmasının mümkün olup olmadığı bir başka tartışma konusu oldu. Bu tartışmalarda en çok zikredilen oyunların birisi, Sid Meier tarafından tasarlanan Civlization yani Medeniyet oyunu.

Civilization, bütün insanlık tarihinin simülasyonu olmak gibi mühim bir iddiaya sahip. Hâl böyle olunca oyun, içersinde birçok değer yargısının ve toplumsal önyargıların bulunduğu bir hikâyeye sahip. Takip eden satırlarda oyunun yapısı, ideolojik konumu ve Türklerin bu oyun içersinde nasıl tasvir edildiğini merak edip, oyunu tahlil etmeye gayret ettik. Bakalım oyun biz oyuncuların zihnini nasıl formatlıyor, bizi hangi değerlerle donatıyor.

Medeniyet Kurmanın Dayanılmaz Cazibesi:

Civilization bir strateji oyunu. Senaryoda her millet baskın özelliklerine göre tanımlanıyor. Seçtiğiniz milletle kurduğunuz kasabayı şehre, devlete, imparatorluğa taşıyarak bir medeniyet kurmayı ve diğer medeniyetlere üstün gelerek dünya liderliğini elde etmeyi amaçlıyorsunuz.

Oyuna bir göçmen, bir de asker birliğiyle karanlık bir haritada başlıyorsunuz. Karolara bölünmüş bir coğrafyayı dolaşarak bilinir hale getiriyor, göçmenlere ilk şehrinizi kurmaları için talimat veriyorsunuz. Her karonun sahip olduğu kaynaklar dolayısıyla taşıdığı bir ekonomik değeri var. Karolar demir, at, petrol, kömür gibi stratejik, altın, ipek, baharat gibi lüks veya ziraat gibi yaşamsal kaynaklara sahip olabiliyor. Şehrinizde işçi üreterek sınırlarınız dâhilindeki karoları maden, çiftlik, taş ocağı, tarım işletmesi gibi tesisler kurarak işliyor ve ekonomik değere dönüştürüyorsunuz. Bu üretim size güçlü bir ordu kurmanıza yahut inşaatlar yapmanıza imkân veriyor. İnşa ettiğiniz binalar türüne göre, bilim, kültür veya ekonomik değerler sağlayabiliyor.

Oyun sekiz tarihsel çağ içersinde, 80 buluştan kurulu teknoloji ağacı üzerine kurulmuş. Basit bazı teknolojilerle başladığınız bilimsel serüven, buluşlarınızla tarihsel çağları getiriyor. Bir buluş, zaman zaman birkaç buluş, sizi diğerlerine götürüyor ve tarih içersinde ilerliyorsunuz. İlerledikçe daha gelişmiş bir ordu kurabiliyor, daha fazla bilim, kültür yahut gelir üretebiliyorsunuz. Böylelikle hem Çin Seddi, Aya Sofya, Piramitler gibi Dünya Harikaları inşa edebiliyor, hem de elde ettiğiniz kültür puanları miktarınca sosyal politikalar üretebiliyorsunuz.

Sosyal politikalar aslında devletinizde uyguladığınız siyasetle alakalı. Unutulmamalı ki her politika dalından en yüksek faydayı sağlamak için bütün alt sistemleri yani bileşenleri tamamlamanız gerekiyor. İçersinde bulunduğunuz tarihsel döneme göre başlangıçta aristokrasi, monarşi gibi Geleneksel sistemler, cumhuriyet, vatandaşlık gibi Özgürleşmeye dayalı sistemler veya savaşçılık, disiplin gibi Şerefe dayalı sistemler arasında tercihte bulunabiliyorsunuz. Klasik çağ’a girildiğinde teşkilatlı din, cennetin hükümranlığı gibi alt dalları olan Dindarlığa, orta çağ ile şehir devletleri üzerinde etkili olacağınız, hayırseverlik, estetik, kültürel diplomasi gibi kültüre dayalı Patronaja ve ticaret birlikleri, korumacılık gibi unsurlara imkân veren Ticaret ana dallarına ulaşabiliyorsunuz. Rönesans size, anayasa ve demokrasiyi içeren Hürriyet dalını ve sekülerizm, egemenlik gibi kavramları barındıran Rasyonalizmi mümkün kılıyor. Sanayi çağı ise sizi komünizm ve nasyonalizmi kapsayan Düzen’e veya halkçılık ve faşizmi kapsayan otokrasiye götürebiliyor. Bu ana dalları genellikle birlikte uygulamak mümkün ancak aynı anda aktif olmayacak iki grup var. Rasyonalizm, Dindarlıkla; Hürriyet ise Düzen ve Otokrasi ile birlikte aktif olamıyor. Bu politikalar doğrudan ekonomik, kültürel ve bilimsel üretiminiz üzerinde, tercihinize göre belirleyici olduğu gibi, vatandaşlarınızın mutluluğunu da etkiliyor. Mutsuz vatandaşlar hâkim oldukları karolar üzerinde üretim yapmıyorlar.

Oyun 2040 yılında son eriyor ve kazanmanın beş yolu var. Kendi başkentinizi koruyarak diğer devletlerinkini fethederseniz askeri; Teknoloji ağacında Küreselleşmeye ulaşıp Birleşmiş Milletleri kurarak burada diğer devletlerin oylaması sonucunda dünya lideri seçilirseniz diplomatik; Bir uzay aracının gerekli parçalarını üretecek bütün teknolojileri üretip Alpha Centauri gezegeninde koloni kurduğunuzda bilimsel; Sosyal politikaların 5 ana dalındaki bütün bileşenleri uygulayıp ortaya çıkan ütopya projesini tamamladığınızda ise kültürel zafer kazanmış oluyorsunuz.

Civilization Bizi Hangi Yönde Formatlıyor?

Öncelikle şunu kabul etmeliyiz. Civilization, Luteryen bir Amerikalı olan Sid Meier tarafından öncelikle Amerikan, sonra batılı toplumlarına satmak için üretilmiş bir oyun. Dolayısıyla burada Türk tipi bir medeniyet projesi beklemek yanlıştır. Meier kendisini apolitik olarak nitelendiriyor ve kişisel felsefesini oyuna yansıtmaktan imtina ettiğini özellikle belirtiyor. Althusserci bir eleştirmen sadece bu cümleden dahi yola çıkarak Meier’i içersinde yaşadığı toplumsal yapıyı, siyasal ve ekonomik ilişkileriyle birlikte onayladığını ve zihinlerde yeniden ürettiğini rahatlıkla söyleyecektir. Oyunda bu onayın dört temel kavram etrafında gerçekleştiğini görüyoruz: Medeniyet, Çatışma, Din ve Özgürleşme…

a. Batının takip ettiği güzergâh olarak medeniyet:
Oyunun birinci sürümünden beridir eleştiri aldığı temel nokta, batı medeniyetinin tarihsel serüvenini medenileşmenin tek mantıklı yolu olarak ortaya koymasında. Bilim ilerlemeyi sağlayacak temel itici güçtür ve tarihsel dönemler batı şemasına uygun tasarlanmıştır. Üretim bilimi, bilim tarihsel çağları, tarihsel çağlar da siyasal sistemleri belirliyor. Dolayısıyla alt yapı, üst yapı üzerinde belirleyici oluyor. Karar verici, her ne kadar oyuncu olsa da, o da oyunu kazanmak için en fazla üretimde bulunacağı yönetimleri tercih etmek zorunda kalıyor.

Politikalarınız arasında alt bileşenleri arasında korumacılık olan ve servetinizi artırıcı etkiye sahip ticaret bulunsa dahi, oyunu teknolojik zafer veya diplomatik zafer ile kazanmak için önemli bir buluşta bulunmanız gerekiyor: Küreselleşme. Modern küreselleşme oyunda, “Kişisel bağımsızlık ve refahı artırmak için ticari ve siyasi bariyerlerin kaldırılmasıdır.” olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla Çin dâhil, her ne milleti seçerseniz seçiniz, oyunu savaş yoluyla kazanmayacaksanız, bilim ağacı sizi gümrük tarifelerini kaldırarak serbest ticaret, serbest dolaşım, turizm ve göçü teşvik eden, fikri mülkiyet haklarını hukuka bağlayan, enformasyon ve haber paylaşımını temin eden küresel bir devlet haline gelmenizi gerekli kılıyor.

Oyunun son sürümünde kültür önemli bir politika aracı haline gelmiş. Büyük icat küreselleşmeyi takip eden Birleşmiş Milletler oylamasında, her şehir devletinin söz hakkı var. Dolayısıyla patronaj, bunlar üzerinde etkinizi artırmanızın bir yolu. Hayırseverlik, ortaçağ Avrupa’sında tartışma ve eleştirel düşünceyi geliştirdiği iddia edilen (?) skolâstik düşünceye, bu da kültürel diplomasiye ve estetikle birleşmesiyle eğitimli elitlere imkân veriyor. Bir kısım düşünür için böylesi bir politika yaşam tarzıyla cazibe merkezi haline gelmek olarak yorumlansa da başka bir kısım düşünür kültür emperyalizminden bahsedecektir. Kültür emperyalizmine yer veren bir oyunun neden insanlığın diğer büyük (!) buluşları olan sömürgeciliğe ve köleciliğe yer vermediği ise akla gelen bir başka sorun olacaktır.

b. Medenileşmenin doğası olarak çatışma:
Çatışma, oyunun temel itici gücü. Oyuna başlar başlamaz bir şey üretmeyen, göçebe barbarların tacizlerine muhatap olmamız ve bunlardan kurtulmanın tek yolunun onları imha etmek olması, bizi çatışmacı bir mantık içersine sokuyor. Böylelikle medeni ve barbar toplumlar arasındaki ayrımı tanıyan oyuncu, keşfettikleri bu topraklarda aslında kendilerinden önce var olan bu toplulukların yok edilmesinin hak olduğu bir çatışmayı içselleştiriyor.

c. Toplumsal ve toplumlar arası mücadele alanı olarak din:
Oyunda din, gelişi ve gidişiyle önemli bir unsur. Bilim ağacında eğitime giden süreç, teolojinin bulunmasıyla mümkün hale geliyor. Teoloji aynı zamanda, orta çağı açan dört buluştan birisi halindedir. Böylece sosyal politikalarda Dindarlık seçilebilir hale geliyor. Diyelim ki Halife Harun Reşit liderliğinde Dindarlık dalını seçtiniz. Önünüzde iki ilerleme yolu vardır. Teşkilatlı din ve Cennetin hükümranlığı. Birincisinin kültür alanında istikrar sağladığı ve vatandaşlar arasında önemli bir ortak zemin oluşturduğu belirtilse de oyuncu, dinlerin diğer dinleri kendileri açısından tehdit olarak algıladıkları ve kimin mabudunun Tanrı olarak kabul edilmesi sorunundan kaynaklanan birçok savaş yaşandığı konusunda uyarılıyor. Cennetin hükümranlığının seçilmesi halinde ise Ruhban sınıfının mevcut yöneticilerin hakkını Tanrı iradesine bağlayarak destekledikleri ancak, afet yahut başka felaketlerin ortaya çıkmasıyla günahkâr hükümdarların devrilmesine irade gösterebilecekleri ihtimali üzerinde duruluyor. Teşkilatlı din seçildiğinde dini liderlerin yönettiği teokrasiye ki oyuna göre, modern teokrasiler her türlü gelişmeyi iktidarlarına tehdit olarak algılarlar ve Luteryen reformasyona giden yol açılmış olur. Reformla bütün şehirlerde kültür üretiminiz %33 artar ve karoların üzerindeki kaynakları artıran altın çağ ivedilikle başlamış olur. Yani Harun Reşit medeni bir toplum haline gelebilmek için, Katolik Kilisesine meydan okuyan Martin Luther’in yolunu takip ederek, Protestanlığı ülkesinde uygulamak zorundadır. Başta cennetin hükümranlığı aşamasını tamamlamışsanız, artık son bileşen, dini tolerans politikasını seçip gelecekteki politikalarının edinilmesinde %10 kültür puanı indirimi kazanmış olursunuz. Ancak bilim ağacında daha hızlı bir ilerleme arzu ediyorsanız ki diğer milletlerle yarış halinde olduğunu hatırlarsanız buna mecbursunuz, Rönesans döneminde açılan rasyonalizm dalında ilerleyerek hümanizmden egemenliğe yahut sekülarizmden özgür düşünceye, buradan da bilimsel devrime gitmeniz gerekiyor. Dindarlık ve rasyonalizm oyunda uzlaşmaz iki daldır ve birisinin uygulanması halinde diğerinin kapatılması gereklidir. Başka bir ifadeyle din ve bilim uzlaşmaz ikilidir, dindarlık artık medeniyet yolunda bir ayak bağı haline gelmiştir ve ondan kurtulmanız elzemdir.

Dini çatışma, oyunun “Krallar ve Tanrılar” başlıklı genişleme paketinde daha açıkça görülebiliyor. Şehrinizde kurduğunuz tapınak ve türbeler yeterli iman puanını topladığında, bir din kurabiliyorsunuz. Mevcut dinler arasında birisini seçiyor ve özelliklerini tespit edebiliyorsunuz. Ancak hızlı davranmazsanız başka bir millet mensup olmak istediğiniz dini kurabiliyor, siz de kalanlar arasında bir tercihte bulunuyorsunuz. Örneğin Osmanlı olarak oynarken Araplar İslamiyet’i kurduklarında size en yakın olarak Tangrıizm kalıyor. Dininizi yayarak hem öteki devletlerde hem de şehir devletlerinde kendinize taraftar kazanabiliyorsunuz.

Ancak dini çatışmanın civilopedia’da yer bulan bir şekli daha var ki bu Müslümanlık ve Hıristiyanlık arasındaki mücadele. Teoloji açıklanırken, “Eğer bir gün sona erecekse, teoloji Müslümanlar ve batı dünyası arasındaki mevcut savaşa bir son vermede kritik bir önem taşıyacaktır”, ifadesiyle; dünyanın bütün işçilerini birleşmeye çağıran Marksizm’in birleşik cephesinden bahsedilirken “Bununla birlikte, birleşik cephe kavramı, Müslüman ve Müslüman olmayan dünya arasındaki kültürel mücadele içersinde yeniden dirilmiş görünüyor.” ifadesiyle medeniyetler çatışmasının ana meselesine temas etmiş görünüyor.

d. Mutluluk, refah ve ilerleme aracı olarak özgürleşme:
Meier, klasik çağda Şeref ana dalını tamamen savaşçı bir mantıkla, gelenek ana dalını despotik bir algıyla yapılandırırken ağırlığını özgürleştirici sistemlerden yana koyuyor. Ona göre Aristokrasi, yöneticiler haricinde oligarşi olarak görülen bir yönetimdir. Oligarşi, ilginç bir şekilde 11 Eylül öncesi Irak’la örneklendiriliyor. Monarşinin despotizmden tek farkının yöneticilerin yasalarla bağlanması olarak kötülenirken, insanlara özgürlük veren bir sistemin parçası olarak kabul edilen İngiliz yönetimi, istisna tutuluyor.

Sanayi çağında düzen ana dalı, mutluluk, bilim, kültür ve yiyecekte +2 artış sağlıyor. Otokrasi askeri birliklerin bakımını %33 oranında düşürürken fethedilen şehirlerde bire on kültür puanı veriyor. Ancak her ikisi de karolarda yüzde yüz artış sağlayan ve altın çağı %50 süresince uzatan Hürriyete göre daha az avantaj sağlıyor. Düzen sizi planlı ekonomiye, sosyalizme oradan da komünizme götürüyor. Planlı ekonomi bilim üretimini %25 artırırken fabrika maliyetlerini yarı yarıya düşürüyor. Teorik olarak çok verimli olması gereken planlama, pratik hayatta gülünesi şekilde verimsiz olarak nitelendiriliyor. Sosyalizmden sonra gelen komünizm ise “Özel mülkiyetin kaldırıldığı ve her şeyin müştereken sahip olunduğu, işçilerin zengin bazı fabrika sahiplerinin ceplerini doldurmak için değil, kendi ortak iyilikleri için çalıştıkları, kimsenin diğerine üstün olmadığı bir sistem” olarak övülüyor. Ancak devamında bu ütopik versiyona karşılık komünist sistemlerde bazılarının diğerlerinden daha güçlü ve üstün oldukları ve kâr motivasyonu yoksunluğundan, son derece verimsiz olduklarından bahsediliyor. Özgür toplumlar diğerlerinden daha verimli görülüyor. Sivil toplumun hâkim olduğu toplumlar diğerlerinden daha temiz, üretken ve mutlu olarak tanımlanıyor. Dünya’nın en dominant sistemi olarak tanımlanan demokrasi ise insanların mutsuzluğunu daha az azaltırken, kararlarınızda senato desteğini gerektiriyor. Örneğin seçiminiz demokrasi ise savaş kararı toplum tarafından destek görmüyor. Dolayısıyla demokrasi en barışçıl sistem olarak ortaya çıkıyor.

Amerikalılar Avrupalı, Aztekler Saldırgan, Peki Ya Türkler?

Oyunun beşinci sürümüne kadar milletler, liderleri şahsında iki baskın özellikle tanımlanıyor. Dördüncü sürüme baktığımızda Amerikalılar, Roosevelt liderliğinde sanayileşme ve teşkilatlanma, Washington liderliğinde zenginleşme ve teşkilatlanma özellikleriyle öne çıkıyorlar. Türlü işkencelerle yok edilen Aztekler, İnkalar saldırgan, buna karşılık onları yok eden İspanyollar sadece yayılmacı ve ruhani olarak tarif ediliyor. Saldırganlığın barbar özelliği olması, acaba bunlarım imha edilmesini haklı mı kılıyordu? Soğuk savaş etkisindeki birinci sürümde Stalin’le saldırgan ve militaristik olarak tarif edilen Rusya bugün, Katerina tarafından yaratıcılık ve zenginleşme özellikleriyle temsil ediliyor. Araplar Selahattin Eyyübi tarafından felsefi ve ruhani olarak temsil edilirken, animasyonda Bin Ladin’e benzetilmiş olduğu iddialarıyla son sürümde yerini, kendini “Arapların Halifesi” olarak takdim eden ve oldukça yakışıklı tasvir edilmiş Harun Reşit’e bırakmış.

Son sürümde açık olmayan belirli medeniyet çevreleri tasarlanmış. Asya, Avrupa, Ortadoğu üç ana çevre olarak tanımlanmış. Avrupalılar genellikle traşlı, Ortadoğulular ise sarıklı ve sakallı. Bu üç çevreye karşılık gelen üç müzik seti var. Amerika Birleşik Devletleri hem lider tasviri hem de müzik seti açısından Avrupa grubuna giriyor. Dolayısıyla oyun West and Rest yani Batı ve Diğerleri çizgisini böylelikle oyuncuya tanıştırmış oluyor.

Türkler dördüncü sürümün genişleme paketine kadar Civilization’a giremediler. Oyuncularımızın, beşinci sürümde Atatürk beklentisi, Ermeni lobisi müdahalesi iddiaları, Türkleri Osmanlı olarak, Kanuni Sultan Süleyman şahsında temsil ettirmiş. Osmanlı tarihi mümkün olduğunca tarafsız bir çizgide kuruluşu, yükselişi ve sonuyla anlatılmış. Sultan Süleyman sevimli bir şekilde elinde Kur’an-ı Kerim yahut yasa olabilecek bir kitapla tasvir edilmiş. Bütün Avrupa tarafından kıskanılan ve hiçbir lidere nasip olmayan serveti dolayısıyla Muhteşem ve Osmanlı hukuk sistemini yeniden düzenlemesi dolayısıyla Kanuni sıfatlarıyla anıldığı belirtilmiş. 10’luk puanlamada cesaret sahibi (8 puan), genişlemeci (8 puan), korumacı (7 puan), fazla ilerlemeci olmayan (4 puan) içten pazarlıklı olmayan (3 puan) bir şahsiyette tanımlanmış. Kanuni, döneminde Sinan gibi mimarları destekleyen, kültüre büyük alaka göstermiş, güvercin beslemek gibi hususiyetleri olan bir yönetici.

İstanbul’un fethinde II. Mehmet’in halka merhamet gösterdiği, canlarını bağışladığı, evlerini ve mülklerini kendilerine iade ettiği, Gayrı-Müslimlere saygıyla yaklaştığı ve birçok Musevi’nin Avrupa zulmünden kaçarak burada himaye gördükleri anlatıyor. Hatta bu hoşgörüye birden fazla yerde değiniliyor. Bu methiyeler içersinde bir Türk’ün, kapısına gelen kimseyi en az üç gün Tanrı misafiri olarak kabul ettiği de ifade ediliyor. Hatta dünya harikaları arasında bulunan Aya Sofya’nın, ilk kurulduğu günden minareleriyle bir cami olarak tasvir edilmesi (gerçi Bizanslılarla muhatap olursanız İmparatoriçe Teodora’nın arkasında Aya Sofya’yı kilise haliyle görmeniz ve bu dönüşüm üzerinde düşünmeniz mümkün.) ayrı bir jest olmuş. Civilopedia’nın ifadesiyle, “Osmanlı olmak çok havalı.”. Ancak;

Türkler Ortadoğu medeniyet çevresine aittir. Sultan Süleyman tabi ki, doğal, olduğu şekliyle tasvir edilmiş. Oyun içersinde sakalım ve göbeğim adına ifadelerini kullanmakla sakalına, civilopedia’da büyük sarıklar takmaktan hoşlandığı dile getirilerek sarığına özel dikkat çekiliyor. Müzik olarak Osmanlılar Ortadoğu müzik setine (burada bizim eserlerimizin bir kısmının aralıklarının bozularak Araplaştırıldığı göze çarpıyor) dâhil edilmiş. Hatta 1923 yılında daha sonra Atatürk adını alan bir Osmanlı generali olan Mustafa Kemal’in Anadolu’da Türkiye adında bir devlet kurarak, Osmanlı devletine son verdiğini söylerken dahi Türkiye’nin ne Cumhuriyet olduğuna ne modern bir devlet olduğuna ne de seküler yapısına değinilmemiştir.

Müslüman olarak Türkler Hıristiyanlığın ötekisidir. Din savaşları oyunun genelinde yerilmiş. Niğbolu Muharebesi bir Haçlı seferi olarak uzunca anlatılmış. Olayın sonuna kadar Osmanlının karşısındaki güçler Haçlılar olarak tanımlanmış olsa da, sonunda Avrupalılar hitabı kullanılmıştır. Bu, yeniçerilerden bahsedilirken kullanılan “Hıristiyan köleler” ifadesiyle perçinlenince ve hâlihazırda süregelen Hıristiyan-Müslüman çatışması fikriyle birleşince Türkler batı medeniyet çevresinin “öteki”si haline geliyor. Ayrıca Osmanlıların sadece ve sadece bilimsel zafer kazanma temayülünden bahsedilmesi, kültür ve diplomasi alanında yalnızlığımızın ilanıdır.

“Osmanlı savaş makinesi bir kere işlemeye başladı mı durdurulması çok zordur.”. Civilopedia’ya göre, son zamanlarında Osmanlılar, Ermeni milleti mensuplarına karşı büyük bir katliama girişmiş ve yarım milyon kişiyi erkek, kadın, çocuk demeksizin hunharca öldürmüştür.

Dolayısıyla oyunda Osmanlı devleti temsilindeki Türk milleti, Batı medeniyet çevresine dâhil olmayan bir dünyanın parçasıdır. Türkler, bugün kendisini tanımladığı Avrupalı, bölgesinde tek lâik yönetime sahip Müslüman toplum kimliği bertaraf edilerek, Batının ötekisi olarak tasvir edilmiştir. Osmanlı temsilinde Türkler, onca methiyenin arasında, jenosit ifadesi kullanılmasa dahi, savaş şartları ve uğranılan ihanetler dile getirilmeksizin, hiçbir tarihi delili olmayan Ermeni katliamı günahıyla zemmedilmiştir.

Eyvah! Her Yol Roma’ya Çıkıyor…

Civilization bir oyundur ve oyunlar genellikle üretim veya iktidar ilişkilerine müdahalede bulunmadığı için masumdur. Ancak bilinir ki ideolojiler kendilerini en verimli şekilde masum görünen araçlarla meşru kılarlar. Sid Meier bu oyunu, muhtemelen bir politik sistemi yahut bir milletin değerlerini diğerlerine üstün kılmak amacıyla değil, sadece kâr güdüsüyle tasarlamıştı. Ancak bu haliyle Civilization, insanlık tarihini anlatırken batı ve diğerleri anlayışına sıkıca bağlı olarak kurgulanmıştı. Oyun avam düzeyinde bir tarih bilgisiyle, batının medenileşme çizgisini tek yol olarak kafalarda kurgularken, insanlığın ilerlemesine mani gördüğü dini, bir ayrışma ve çatışma vasıtası olarak ortaya koymaktadır.

Oyunda galibiyet, Amerika gibi yıldız savaşlarını kazanmakla; Amerika gibi kültürel cazibe merkezi haline gelmekle (!); Amerika gibi en güçlü orduya sahip olmakla ve Amerika gibi Birleşmiş Milletlerde en yüksek oya sahip olmakla mümkündür. Bir eleştirmenin ifadesiyle Civilization, seçtiğiniz her medeniyete bir Amerika olmak için eşit şans veren bir oyundur.


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın