ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

Diplomasi’nin Dönüşümü ve Kültürel Diplomasi...

Diplomasi’nin Dönüşümü ve Kültürel Diplomasi

Yazar: Doç. Dr. Fırat Purtaş

Devletlerarası ilişkilerin, tayin edilen daimi elçiler üzerinden yürütülmesi niteliğindeki modern diplomasi 15. Yüz yılda İtalyan şehir devletlerinde ortaya çıkmıştır. Daha önce ise Antik Yunan’dan itibaren devletlerin birbirlerine geçici elçiler (ad hoc) gönderdiği bilinmektedir. 1815 Viyana Kongresi, Avrupa’da geçerli kamu hukukun uluslararası hukuka dönüşmesinde ve diplomasinin kurallarının yerleşmesinde kilometre taşı olmuştur.  Çoğunlukla kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklar olarak algılanan diplomasi, 20. Yüz yılın başlarından itibaren nitelik ve yöntem olarak değişmeye başlamıştır. Amerikan Başkanı Wilson, 1919’da Paris Konferansı sırasında “açık diplomasi” ilkesini ortaya atmıştır. Ancak bu anlayışın kâğıt üzerinde kalması, dünyayı yeni bir topyekûn savaşa sürüklemiştir.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından sürdürülebilir bir dünya barışı ve istikrarlı bir uluslararası ilişkiler sistemi için yeni yöntem arayışları çerçevesinde Birleşmiş Milletler çatısı altında UNESCO kurulmuştur. Uluslar arası ilişkilerde yeni bir soluk olarak ortaya çıkan UNESCO, dış politikaya kültürel diplomasi anlayışını getirmiştir. UNESCO nezdinde tayin ettikleri daimi temsilciler aracılığıyla üye ülkeler kültürlerini tanıtmaya ve karşılıklı etkileşim ve işbirliğini artırmaya çalışmışlardır.

Öte yandan Soğuk Savaş döneminde kültürel diplomasi, çatışan kutupların birbirlerine karşı başvurdukları bir silaha dönüşmüş ve daha çok propaganda amaçlı kullanılmıştır. Dehşet dengesi üzerine kurulu Soğuk Savaş döneminde, nükleer savaş riski cephenin ideoloji ile birlikte kültür sahasında açılmasına neden olmuştur. 1970’li yılların ortalarına kadar blok içi dayanışmayı güçlendirmek için etkin olarak kullanılan kültürel diplomasi, Helsinki Nihai Senedi’nin imzalanmasından sonra ise yumuşamanın devam ettirilmesinin ve bloklar arası temasın aracı olmuştur. Doğu Bloku’nun çözülmesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasında NATO’nun çevreleme politikaları kadar Batı’nın etkin kültürel diplomasisi etkili olmuştur. Soğuk Savaş döneminde bloklar arası rekabetin ideoloji ve kültür üzerinden sürdürülmesi, en azından daha yıkıcı yeni bir dünya savaşının ortaya çıkmasını engellemiştir.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile diplomasinin içeriği kadar uygulayıcıları ve yöntemleri de değişmeye başlamıştır. Daha önce devlet merkezli olarak görülen diplomasinin tarafları ve uygulayıcıları arasına bireyler, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, uluslararası şirketler gibi yeni aktörler katılmıştır. Diplomasinin anlamının genişlemesinde Soğuk Savaş’ın bitişiyle daha hızlanarak devam eden küreselleşme etkili olmuştur. En genel tanımıyla; ulaşım ve iletişim imkanlarının artışı sayesinde kişilerin, malların ve fikirlerin sınırları aşması olarak tanımlanan küreselleşme, hayatın her alanında katılımı artırmıştır. Değişen tehdit algılamaları ve güvenlik sorunları küresel ölçekten, mikro düzeye ortak yönetişimi beraberinde getirmiş, bu süreçte devlet merkezli diplomasinin yanında devlet dışı aktörler tarafından yürütülen paralel diplomasi giderek etkin bir konum kazanmıştır.  Diplomasiye yüklenen anlam ise devletlerin güç maksimizasyonu için kullandıkları araç olmaktan çıkarak, devletlerin kendilerini ve çıkarlarını anlatma yöntemi ve kurumu olarak değişmeye başlamıştır. Bu çerçevede günümüzde diplomasi dendiğinde daha ziyade gönülleri ve düşünceleri kazanmaya yönelik yürütülen kamu diplomasisi ya da kültürel diplomasi anlaşılmaktadır.


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın