ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

Edebiyatın Hayatımızdaki Yeri: Neresi?

Edebiyatın Hayatımızdaki Yeri: Neresi?

Son birkaç yüzyılda, özellikle moderniteyle beraber, bir farkındalık olarak, bir kültür işi olarak edebiyatın normatif hatta gündelik hayatta önemli ölçüde yer tuttuğu görülmektedir. Bu genel kabüle uygun olarak, onun insan hayatında yeri de her zaman için sorgulanagelmiştir. Fakat bu sorgu, yine son birkaç yılda çok hızlı bir biçimde gerçekleşem bilişim devrimine ve onun getirdiği sanal gerçekliğe yenik düşüyor görünmektedir; zira artık edebiyatın hayatımızdaki yeri değil, bizzatihi edebiyatın kendi varlığı da sorgulamaya açılmıştır. Ancak durum ne olursa olsun, insan var oldukça, onun tinselliğinin bir tezahürü, bir izdüşümü, bir zorunlu boyutu olarak edebiyat ta, onunla beraber var olacaktır.

Şule Yayınları’ndan çıkan bu kitap, aslında üç makaleden oluşuyor. İlk makale Amerikalı yazar Charles Dudley Warner’a (1829 -1900) aitken, diğer ikisi yirminci yüzyılın önemli şair ve edebiyat kuramcısı Thomas Stearns Eliot’a (http://tr.wikipedia.org/wiki/T._S._Eliot) aittir. Eliot, yalnızca şiirleriyle değil, ondan belki daha çok edebi görüşleri ile günümüzde halen etkisini en çok gösteren düşünce adamlarındandır.

 İşte her zamanın geçerli sorusu olan edebiyatın hayatımızdaki yeri sorgusuna yüzyıl öncesinden Charles Dudley Warner da katılmış, edebiyat ile hayat arasındaki ilişkiye doğrudan temas etmiştir. Ona göre yazar, çağının ve içinden çıktığı halkın aynasıdır; fakat elbetteki döneminin elemli bir temsilcisidir. Çünkü yazar olsun, şair olsun, genellikle pratik dünyayla işi olmayan kimselerdir; belki buna kendi yaratılışları sebeptir; para kazanma hırsından, statü peşinde koşmaktan uzaktırlar ve bu yüzden genelde (son dönem sanat endüstirisi haricinde) yoksullukla boğuşurlar. Şiirleri, yüksek yerlerde kabül görür; ama kendilerinin ziyafet sofrasında oturtulacağı yer her zaman en dip köşedir.  İnsan yaşamında erdem nasıl bir  gözden uzak ülküyse, erdemin bir nevi temsilcisi sayılan edebiyat ta o denli insan yaşamına uzaktır. Üstelik, insanların ciddi dünya koşturmacasından böyle boş işlere! ayıracağı bir vakti bile yoktur. Charles D. Warner’ın edebiyatçıları değerlendirirken kurmuş olduğu düş, kuşkusuz bütün zamanları içine alır. Bu allegorik düşte, insanlar bir nehrin (zamanın) kıyısında yaşar ve ömürleri el verdiği kadar nehre yelkenli, gemi vs. yapıp bırakırlar. Kullanılan malzemenin ve ustalığın bir tezahürü olan bu eserlerin kahır çoğunluğu değişken sürelerde bir batığa dönüşür; ancak çok azı nehrin ilerisindeki başka bir insan topluluğuna (bir sonraki nesile) ulaşır. Neticede geçmişten  ve öncekilerden kalan sadece bu eserlerdir. Nitekim bir zamanların büyük gücü olan İspanya’dan geriye pek bir şey kalmamıştır. Kalanların değeri bile, bir Don Kişot’un yerini tutamaz.

 T. S. Eliot’un Din ve Edebiyat başlıklı makalesi ise sadece nitelikli bir edebiyat okurunun değil, aynı zamanda dünyaya karşı bir bilinç sahibi olduğunu ileri süren herkesin döne dolaşa okumak isteyeceği bir metin, belki de bir manifesto. Eliot burada, sonda söyleyeceği anafikri daha ilk baştan söylemiştir. “Edebi eleştiri, belirli bir ahlak ve din bakış açısından yapılan eleştiriyle tamamlanmalıdır.” Buradan hareketle Eliot, konuyu açar ve derinlikli analizlerle beraber örnekler getirir. O’na göre ahlak, edebiyat tarafından değiştirilmeye açıktır ve elbetteki bu değişim, son dönemlerde gitgide negatifliğe bürünmüştür. Dini edebiyatı da açımlayan Eliot’un arzusu, din ve edebiyat arasındaki bağın ne olması gerektiğini ortaya koymaktır: “Benim istediğim, bilerek ve bir savunucu edasıyla olmaktan ziyade farkında olmaksızın, farkettirmeksizin Hristiyan olan bir edebiyattır.” Ancak tarihsel süreç din aleyhine işlemiştir. Burada özellikle roman sanatını incelemeye alır Eliot. Çünkü roman, en çok sayıdaki kişiyi etkileme gücüne sahiptir. Süreç içerisinde ilk dönem romanlarının inancı kabül ettiğini ama ona yabancı kaldığını; ikinci dönemde inançtan kuşku ve endişe duyduğunu veya onunla çatıştığını; üçüncü, yani çağdaş dönemse ise inancın artık yok sayıldığını tespit eder Eliot. Edebiyat, artık burada din gibi vazife görmektedir; insan davranışlarını yönlendirme gücüne sahiptir ve ahlaki ve dinsel varoluşumuzu da birebir etkiler. Bunun böyle olmasında çağdaş insanın bütün tesirlere açık olması ve öznelliğin, göreceliğin hemen her alanda hakim olmasının büyük payı vardır. Aslında denebilir ki, tam da bunları ileri süren sofizmin çağdaş bir biçimi olan liberal anlayışa Eliot’un eleştirileridir tüm bunlar. “Ferdiyetçi demokrasi en yüksek noktasına ulaşmıştır; ama bugün bir fert olmak her zamankinden daha güçtür.”

Peki, Eliot’un edebiyat ve inancın bu tarihsel ayrı düşmüşlüğünü betimleyen bir işaret levhası var mıdır? “İleri sürmek istediğim şey, çağdaş edebiyatın bütününün, Dünyevileşme (Sekülerizm) dediğim şeyle çürümüş olduğu, tabiatüstü hayatın anlamının, tabii hayata üstünlüğünün farkında olmadığı, bunu anlayamadığıdır.” Evet, bu işaret levhası Dünyevileşme’dir ve bu, Eliot için bir nevi paganizmdir. Öyle ya, tek Tanrı ortadan çekilince, ortalığı yığınla tanrı kaplayacaktır; herkesin kendine ait bir tanrısı olabileceği gibi; sanat yoluyla çeşitli tanrılar etrafında bütünleşmeler de olabilir; aynen Eliot sonrası İngiltere’sinde, yüzbinlerce insanın Jedi dinine mensubiyeti seçmesi gibi. Bir sinemasallıktan, bir kurgusallıktan çıkarak gerçeğe bürünme hali, en çok gerçekliği tehdit edecektir.

Kitaba alınan ikinci Eliot makalesi ise Edebiyat ve Çağdaş Dünya olup, Eliot burada ilerlemeci ve evrimci tarih tezini, şahsiyeti silen toplumculuğu, iyimser liberal ahlakı ve yine seküler devrimi şiddetle eleştirir. Geleceği kutsamanın bugünü ve geçmişi değersizleştirdiğini, iyimser liberal ahlakın insanın altını oyduğunu ve sekülerizmin de kişinin değerini azalttığını ileri sürer Eliot. Gerçek bir sanatçı yalnız kendisi olmalı iken; şahsiyet, cemiyet ve Tanrı’ya hakkı olanın verilmesi gerekliliği de kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Denilebilir ki Eliot, herşeyde bir ruh aramaktadır; onun seçtiği kavramlar da hep bu ruhsal olan’a (tinselliğe) vurgu yapar. İnsan, sadece genel geçer canlı bir organizma değildir; toplum, insanların toplamı değildir ve Tanrı, görmezden gelinecek herhangi birisi değildir. Bütün bu Eliot çıkarsamaları oldukça tanıdıktır aslında; kadim his, tasavvur ve düşüncenin, ölümsüz geleneğin hiç dinmeyecek sesidir.

Edebiyatın Hayatımızdaki Yeri: Neresi?

Derleyen, Kemal Konuşmaz

 

Şule Yayınları


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın