ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

Encümen Ne Der ?

Encümen Ne Der ?

Bismillah diyerek

Tasavvuf terminolojisinde meşhur, Farsça “Halvet der encümen” deyimi halk içinde bilinen ve çok sık kullanılan bir deyimdir. Prof Dr. Ethem Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri sözlüğünde bu deyimi kısaca; toplum içinde yalnız kalma, tasavvufta ise toplum içinde Allah ile yalnız kalabilme sanatı olarak tarif eder. Halvet; yalnızlık ve dolayısıyla Rab ile baş başa kalma, encümen ise halk olarak açıklanmaktadır.

İşte insanoğlu, kendi yaşam dengesini; halvet ve encümen arasında bir yerde düzenlemektedir. Çoğunlukla, bir toplum içinde yaşamayı, dünyasının görünen yapısını topluluğun kültürüne uygun hale getirmeyi tercih etmektedir. Nitekim sanat ve edebiyat da bu kültürün bir dalı ve hatta kültürün ifade ediliş biçimi olarak görünmektedir.

O halde güncelliğini koruyan sanat ile ilgili “sanat kim içindir?” mülahazasını da yeniden gündeme getirmekte yarar vardır. Merhum Necip Fazıl Kısakürek’in “Kop Dağında Bir Dükkân” isimli yazısında, sanata dair ilgi çeken tespitler bulunmaktadır. Sayın Kısakürek, sanatı; önü kalabalık bir çeşme olarak tarif eder. Herkes kendi istidadınca bu çeşmeden içtiğini belirtir. Üstad, sanatı; Meczup bir milyonerin, Anadolu’nun en ücra bir dağ yamacında, varını yoğunu harcayarak ipekli çorap satmak için bir dükkân açmasına benzetir. Yazının en can alıcı cümlelerinden biri de; “Dudağa göre lezzet değil, lezzete göre dudak” tabiridir.

Bu cümleden yola çıkıp, sanat adına ahkâm keserken; biz sanatı ne için, kim için yapıyoruz sorusunu düşünmek istiyorum. Bir şiir yazıyoruz “aman efendim editör ne der?” diyoruz, bir romana başlamak için önce yayıncının gönlünü hoş etmeye gayret ediyoruz. Daha da genele yayılalım; beyaz giysek patron ne der, siyah giysek elalem ne der? Hep birilerinin bir şey demesinden çekinip hayatımıza şekil veriyoruz. Sonra özgürüz diyoruz. Hayır… Biz, encümenin dediği kadar özgürlük taslayabiliyoruz.

Üstad, yazının sonunda kumaşını müşterinin şartlarına göre ördüğünde ve onun ayağına geldiğinde yaptığın bu sanat olmayacak bir ticaret olacaktır diyor. Sanat, ticaret için mi? Halk için mi, halk; sanat için mi? Ne, ne için hep birbirine karışmış.

Bu nokta-i nazardan yola çıkarak nihai bir sonuç elde edilebilir. Bu sonuç, ister istemez, hayatımızın kısa bir özetini barındıracaktır. Encümen derdine düşen biri, mutlaka sanatını encümenin isteğine göre şekillendirecektir. Nitekim popüler kültür dediğimiz ve kısa ömürlü sanat çalışmaları encümenin geçici heveslerine hitap ettiği de aşikârdır. Ancak bunun yanı sıra ömrü uzun sanatlar tıpkı üstadın dediği gibi Kop dağıyla ilişkisi olan sanatlardır. Müşterinin ayağına giden değil, ihtiyaç duyanın peşinden koşup kop dağına gittiği bir nihayet olacaktır. O halde “Sanat; hak için olmalı, hakikat için olmalı. Muhakkak ki; hakikati arayan halk, kendini sanatını bulur. Nihayet, sanat; Allah’a yol almalı. Halk, kendini Allah yoluna vurduğunda sanata varmalı.” sözü kendi icramızın amentüsüdür diyebiliriz.

Hülasa, yine üstadın dediği gibi; biz bu davanın lafazanıyız, en kısa sürede davanın kendisini bulmalı, vesselam.


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın