ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

Eski Türkiye ve Milli Bayramlar

Eski Türkiye ve Milli Bayramlar

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu tarihten bu yana, gerekçeleri büyük oranda Ulusal Kurtuluş Mücadelesi ile bağlantılı dört milli bayram kutluyor.[i] İlk milli bayram İttihat ve Terakki dönemi Çocuklar Bayramı’nın uzantısı olarak değerlendirilen, TBMM’nin açılış günü 23 Nisan olmuştur. Atatürk’ün “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”nın ilk kutlamalarına, Pera Palas’taki bir baloya gelerek katıldığı ifade ediliyor[ii]. 23 Nisan’ın uluslararası bir hale dönüştürülmesi 7 Haziran 1982’de Devlet Başkanlığına gönderilen Başbakan Vekili Zeyyat Baykara imzalı yazı ile gerçekleştirildi.

30 Ağustos, ilk 1923’te Ankara, Afyon ve İzmir’de kutlandı. Mayıs 1935’te yasayla Zafer Bayramı olarak kabul edildi. Her yıl askeri okulların mezunlarını vermesi, rütbe değişikliklerinin geçerli olması gibi sembolik uygulamaları vardır.

19 Mayıs’ın ilk hali 1916’da Selim Sırrı Bey’in girişimleriyle başlatılan “İdman Bayramı”nın 1927’den sonraki uygulamasıdır. Batı’da yapılan, kitleleri spora katan ve “jimnastik şenliği” olarak tanımlanan faaliyetin uyarlanmasıdır. 19 Mayıs’ın milli spor günü olarak kutlanması ise 1935’te Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin Atatürk Spor Günü olarak kutlamasıyla olmuştur.

İsmet Bozdağ, 19 Mayıs hakkında Şükrü Kaya’dan duyduklarını Nuriye Akman’a şöyle anlatıyor: “Yıl 1936. Günlerden 19 Mayıs. Atatürk Dolmabahçe’de, yanında Şükrü Kaya, Ruşen Eşref…. Birden bire Atatürk soruyor: ‘Bugün günlerden ne?’ …Ayın kaçı: 19’u. Aylardan ne: Mayıs. ‘Ne oldu bugün söyleyin bakalım?’ diyor. … ‘Samsun’a çıktığımız gün.’ Sonra ‘Asıl yapacağımız bayram bu’ diyor. Ertesi sene 19 Mayıs’ta Şükrü Kaya’nın tertibiyle 19 Mayıs Bayramı kutlanıyor.”

29 Ekim Cumhuriyet’in yıldönümünün, 1924’te, bir kararname ile bayram olarak kutlanması kararlaştırıldı. 1925’te milli bayram olarak kabul edildi. Yurtiçi ve yurtdışında devlet töreni yapılması şartı getirildi. 29 Ekim’in bayram ilan edilmesi ile ilgili kanun teklifinde şu ifadeler yer alıyor: “…Yabancılara da kutlattırılması gereken, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve milletimizin resmî özel gününü öteki medenî ülkeler gibi bir gün olarak belirlemek lâzımdır. O gün ise Cumhuriyet’in ilânı günü olan 29 Ekim’den başkası olmamalıdır”.

Cumhuriyet Bayramı, 10. ve 50. yıllarda özel programlarla kutlandı. Bu yıldönümleri için marşlar bestelenmiş, resmi kurumlar ulaştıkları seviyeyi gösteren çalışmalar yapmışlardır. “Köylüler İçin Kutlulama Programı” dahi tasarlanmıştır. Bu programa göre;

Bütün köylerde Cümhuriyetin onuncu yıl bayramının kutlulanacağı bu meydanlara günün yüksek hatıratını ebedileştirmek için (Cümhuriyet meydanı) adı verilecektir. …Onuncu Cümhuriyet marşının öğretilmesi yetiştirilen yerlerde bu marş söylenecektir.

Ayrıntıları belirlenen dünya ve Türkiye’de düzenlenecek kutlamalarda elçilikler ve minarelerin dahi kullanılması hesaba katılıyor.

“Elçilikler bulundukları memleketin en kuvvetli radyo istasyonlarından istifade ederek Türk marşı millî musiki parçaları çaldıracaklar ve Türk inkılâbının mefhumlarını ve yapıcılığa ait taraflarını anlatacak konferanslar verdireceklerdir. …Kuleler, minareler üç gece donanacak ve inkılâbın kısa sözlerile mahyalar kurulacaktır.”

1925’te Milli Bahçe Gazinosunda resmi kabulün ardından Riyaset-i Cumhur Orkestrası’nın programı eşliğinde serbest büfe yapılmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın da katıldığı programda frak ve smokin giyilmiştir. Törenlerde sivil memurlar frak-siyah yelek, rugan ayakkabı, silindir şapka, beyaz eldiven ve siyah palto giymişlerdir. 1926’daki resmigeçitte Ziraat Mektebi öğrencilerinin önünde bir çift öküzle yürüyen bir köylü eski usul tarımı temsil ederken, traktör ve makinelerin geçişi onu takip etmiştir.

31 Ekim 1929 tarihli Milliyet “…mektepler ve askeri kıtalar her gören Türkün yüzünü ağartacak ve göğsünü kabartacak bir intizam ve muvaffakiyetle geçtiler” ifadesini kullanıyor. Resmigeçide katılan ve “zafer perisi” olarak adlandırılan, elinde defne yaprağı, bir omuzu açık elbisesi ve ay yıldızlı tacı olan genç kız “Cumhuriyet Timsali” olarak nitelenmiştir. İstanbul Darülfünunu’nda yapılan konferanslarla inkılâp hareketi anlatılmıştır. Rektör Vekili yaptığı konuşmada öğrencilere “Sevimli Gazi Evlatları” diye seslenmiş ve Mustafa Kemal Paşa’yı “güneş”le özdeşleştirmiştir.

Özel kanunla üç gün süren Cumhuriyet’in 10. yılı törenleri sonraki dönemleri de etkilemiştir. Meydanlar oluşturulması, yayınlar, “irşat” çalışmalarının yapılması, temsiller hazırlanması, madalya dağıtımı gibi uygulamalar yer almıştır. Bitmiş yatırımlar ve atılacak temeller Bayram kutlamalarına denk getirilmiştir. 1935’den sonra Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının “sözde” yapılıp, sönük geçtiğine dair eleştiriler de getirilmiştir. Örneğin; Cumhuriyet’te Abidin Daver, 30 Ekim 1936’da “Bayram Böyle mi Olacaktı” diyerek; Server Bedii 29 Ekim 1939’da bazı vecizeleri ve ilkel bir görüntü verdikleri gerekçesiyle kurulan takları; yine Cumhuriyet’te Ziyaeddin Fahri 29 Ekim 1941’de kutlamalardaki resmiyeti eleştirmişlerdir.

CHP Genel Sekreteri Şükrü Kaya’nın 28.09.1937’de Cumhurbaşkanlığına gönderdiği yazıda Bayramın tüm yurtta “eyi bir surette tesidi”ni istiyor. Yazıda “Her sene, geçen seneden daha geniş ölçüde vatandaşların vicdanına sindirilmesi lâzım ve ehemmiyetli olan Cumhuriyet Bayramımızın, bu sene daha parlak ve canlı bir surette kutlanacağına eminiz” ifadeleri yer alıyor. “1937 Cumuriyet Yıl Dönümü Kutlama Öğreneği” başlıklı kitapçıkta Bayramın önemi şu şekilde açıklanıyor:

Cümhuriyetin ilânı yıl dönümlerinin bütün yurtda ve yurt dışındaki devlet makamlarında kuvvetli akisler yapacak şekilde kutlanması, inkılâbın kökleşmesi bakımından çok önemli bir ödevdir… Bayram Cümhuriyetin eyiliklerini halk tabakasına duyuracak ve anlatacak surette sesli, hareketli ve mânalı olmalıdır.

1937’de CHP örgütü olan her yerde inkılabın prensiplerinin yayılması için halk kürsüleri kurulmuştur. Bu kürsülerin görevi inkilâbın, Cumuriyetin ve istiklâlin değerini, üstünlüğünü ve önemini genel fikirlerle, misâllerle anlatmaktır. 1939’da  İnönü Türk birliğinin timsalidir vecizesi kullanılmıştır.

Ekonomik sıkıntılardan dolayı Cumhuriyet balolarının eleştirildiği de olmuştur. Örneğin; Adana Çocuk Esirgeme Kurumu Müdürü, CHP’ye gönderdiği bir mektupla ekonomik sıkıntılardan ötürü baloların düzenlenmemesini istemiştir. Ayrıca kutlamaların eski alışkanlıklarla dar sokaklarda taklarla ve resmigeçitlerle gerçekleştirilmesi eleştirilmiştir.[iii] 1954’ten itibaren Çankaya Köşkü 28-29 Ekim günlerinde vatandaşların ziyaretine açılmıştır. 1950-54 arasındaki kutlamalarda İsmet İnönü ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın resimleri de taşınmıştır.

Cumhuriyet Bayramı provaları sonrasında Tuğg. Nuri Hazer imzalı Cumhurbaşkanlığına gönderilen yazıda aksaklıklar askeri bir dille ifade edilmektedir. 2. Dünya Savaşı, çok partili hayata geçiş gibi dönemler de bayramın gidişatını etkilemiş, DP taraftarlığı ya da karşıtlığı Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına bakışı da yönlendirmiştir. Bayram kutlamaları kamuoyuna mesaj verme aracına dönüştürülmüş, partiler zaman zaman bayramlaşmalara katılmamışlardır.

Milli Bayramlar ve Milli Birlik

Cumhuriyetin kuruluşunda kutlama yöntemleri “aşırı ulusçu” söylem ve militarist öğeler barındıran uygulamalar içermiştir. Bu dönemin 2. Dünya Savaşı koşullarını hazırlayan, Almanya ve İtalya’da aşırı sağ partilerin iktidarda bulunduğu dönem olduğu hatırlanmalıdır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk gibi bir kişiliğin de var olmasıyla milli bayramlarda coşku yakalamak mümkün olmuştur. Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün halkın üzerinde “mistik” bir nüfuzu olduğunu ve buna güvendiğini söylemektedir. Ancak Atatürk’ün hastalığı ve ardından ölümüyle milli bayramlar eski coşkuyu yakalamaktan uzak kalmıştır. Kaldı ki, Atatürk’ün döneminde de halkın alıştırılmaya çalışıldığı, kadınlı erkekli katılım sağlanması gereken, toplumun dokusuyla uyumsuz balolar kabullenilmemiş, yapılanlar toplum üzerinde ölçüsüz elbise gibi durmuştur. Falih Rıfkı Atay, Çankaya’da Atatürk’ün katılımcıları böyle bir baloya alıştırma çabasını anlatmaktadır. 17 Ocak 1927’de Yeni Evkaf Oteli’ndeki bir baloda, Atatürk subayları dansa kaldırmaya teşvik etmiştir. Hatta bu etkinliklerde baloya uygun enstrüman sanatçısı bulmakta bile zorlanıldığı olmuştur. Riyaseti Cumhur Musika Heyeti Muallimliği ile 1926’da yapılan yazışmalarda kontrbasçı sıkıntısı yaşandığı görülmektedir. Riyaset-i Cumhur Kalem-i Mahsus Müdüriyeti son çare olarak Taşhan Barı’ndaki “cazbant davulcusu”nun görevlendirilmesini kararlaştırmıştır.

Resmi bayramlarda, özellikle tek parti döneminde halkı yönlendirme tavrı görülmektedir. “1937 Cumuriyet Yıl Dönümü Kutlama Öğreneği”nde köylülerin katılımı sağlanırken, kadınların “çarşafsız, peştemalsiz” olmasına özel vurgu yapılıyor. Basında yer alacak haberlere bile ihtimam gösteriliyor.

Herkes bayram günleri en yeni ve en temiz urbalarını giyer. Partililer yakalarına, eğer kalmışsa onuncu yıl için yapılıp gönderilmiş olan küçük Parti bayraklarını takarlar. …İnkılâbın heyecanını tazelemek, artırmak için törene iştirâk ettirilmek üzere şehir veya kasabaya köylerden atlı ve yaya kadın, erkek köylüler çağırılmalıdır. (Kadınlar çarşafsız, peştemalsiz). …Şehir ve kasabalarda olduğu gibi bayramın birinci günü köyde bulunan halk bu meydanlarda (hava bozuk olursa köyün müsait kapalı yerlerinde toplanarak meydanda direğe bayrak çekme suretiyle tören yapacaklar ve birbirlerine bayramlarını kutlayacaklardır. …Her vilâyetteki gazete ve dergiler bayram günleri her zamankinden büyük, resimli çıkmalıdır.

Milli bayram kutlamaları zamanla her yıl benzer etkinliklerin tekrarlandığı bürokratik müsamere haline gelmiştir. Özellikle darbe dönemlerinde bütün halk asker gibi değerlendirilerek talimatnamelerle bayramların “nizami” bir şekilde kutlanılmasına çaba gösterilmiştir. 4 Kasım 1964’te Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel imzalı Başbakanlığa hitaplı yazıda kutlamalara katılımın yetersizliği ile ilgili olarak şu ifadeler bulunmaktadır:

Cumhuriyetin 41’inci yıldönümü, kanaatımca, O’nun vakar ve azametine uyar bir şekilde kutlanmamıştır. Milletvekili ve Senato Üyelerinin birçoğu Meclis’teki ve hipodromdaki törenlerde bulunmamıştır. Asıl fenası, Bakanların ekserisi bu törenlerde mevcut değillerdi. Bayramın devamı müddetince şehirde, Cumhuriyet ve O’nun faziletleri hakkında konuşmalar yapılmamış, köylere bu maksatla heyetler gönderilmemiş, köylüler geçit resmine dâvet edilmemiş ve onlar için de hipodromda yer hazırlanmamıştır. Radyo, bu günlerin icaplarına uygun program ve yayınlar yapmamıştır. Hasılı, Cumhuriyet’in 41’inci yıldönümü; istemiyerek ve zoraki tes’it edilmiş bir manzara göstermiştir. …Müşahadelerimi büyük üzüntü ile takdirlerine sunarım.

Yazar: Nuraydın Arıkan
İletişim Araştırmacısı


[i] Büyük ölçüde yararlanılan kaynaklar:

a) Şakire Polat, Tarih Öğretimi ve Basın İlişkisi: Milli Bayramların Gazetelere Yansıması ve Milli Kimliğin Oluşmasındaki Rolü 2001-2007.

b) Bengül Salman Bolat, Milli Bayram Olgusu ve Türkiye’de Yapılan Cumhuriyet Bayramı Kutlamaları 1923-1960.

[ii] M. Vehbi Tanfer, Atatürk’ün Türk Milletine Armağan Ettiği Bayramlar.

[iii] Örneğin; Nadir Nadi, “Bayramdan Yankılar”, Cumhuriyet, 30 Ekim 1948.


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın