ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

Garbiyatçılık (Occidentalizm)

Garbiyatçılık (Occidentalizm)

GARBİYATCİLİKYazar: Nurettin ÖZER

“Batı’nın düşmanlarınca insanlık dışı resmedilmesine biz Garbiyatçılık diyoruz… Bizim savlarımızdan biri de kapitalizm, Marksizm ve daha bir çok modern ‘izm’ gibi, dünyanın başka yörelerine ihraç edilmeden önce ‘Occidentalism’in (Garbiyatçılık) de Avrupa’da doğduğu yönündedir” diyor Ian Buruma ve Avishai Margalit adlı yazarlar, kitabın daha girişinde.

‘Düşmanlarının Gözünde Batı’ alt başlığıyla sunulan bu kısa çalışmada yazarlar, olgunun tarihsel, felsefik, dinsel ve siyasal temellerini açıklamaya çabalamışlardır. Bu amaçla kitap altı bölüme ayrılmış, düşünceler temellendirilmiştir.

İlk bölümlerin şehir olgusu ile tacir ve kahraman değerlerine ayrılması, meselenin bilinçsel köklerini ortaya koymak bakımından önemlidir. Çünkü, ‘Garp Şehri’ başlığı altında, dinsel ve felsefik açılardan ‘şehir’ imgesi masaya yatırılırken, ikinci bölümde tacirliğin konformist ve hazcı hedefleri ile erdem, asalet, üstün yaşam gibi idealist değerlerin çatışması açımlanmaktadır. Buna göre şehir olgusu, hem içindeki yoğun maddiyatçı ve ahlaki olmayan yaşamdan ötürü öteden beri ‘sin city – günah şehri’ olarak görülürken, hem de ideal olmayan dünyevi yaşam biçimini öne çıkarması nedeniyle karşıtlarında kendisine hasmane bir tutum oluşmasına yol açar. Zira ‘şehirde Tanrı değil, para geçerlidir.’ Çalışmanın da ortaya koyduğu üzere bu sadece dinsel metinlerde değil, aynı zamanda özellikle Alman ve daha sonra Rus romantikleri arasında da oldukça kabul gören bir yaklaşımdır. Romantikler şehrin yerine ‘taşra’yı koyarlar; ilki meta’yı, mekanik’i, ikincisi organiği imler. Böylelikle şehrin tutkular ve hırslarla örülü dünyevi yaşamının karşısında dinsel, mekanik ilişkilerinden ötürü romantik idealizm, sermayenin belirleyici güç olmasından ötürü de Marksist muhalefet belirir. İşte garbiyatçılık, bu üç muhalefet biçiminin çeşitli yerel dinamikleri de yanına alarak ve değişik kombinasyonlar oluşturarak bölgeden bölgeye değişiklik gösterir. Kitabın örneklerinden gidilecek olursa, Arap Baasçılığı kadar Müslüman Kardeşler hareketi de garbiyatçıdır. Yirminci yüzyıl başlarındaki Japon garbiyatçılığı kadar Sovyet Sosyalizminde’de garbiyatçılık bulunur ve elbette Mao’nun Çin’ininde de.

2008 yılında YKY tarafından dilimize kazandırılan bu çalışmada, garbiyatçılığın Avrupa kökenli olduğu söylenirken, Alman idealist-romantik felsefesi ile daha sonra ondan bayrağı devralan Rus romantikleri ön plana alınır. Ancak bu yerinde bir tespit olduğu kadar doğaldır da, zira modernlik olgusuna ilk muhalafetin ilk önce bunu yaşayan ülkelerde (Fransa ve İngiltere), daha sonra komşu ülkelerde (Almanya ve Rusya) ve en nihayetinde de modernizmin her türlü etkisinin yayılmaya başlandığı diğer ülkelerde (Ortadoğu ve Asya) mekansal ve zamansal dizge içerisinde görülmesi açıktır. Ancak sistemli bir düşünce olarak Alman idealizmi’nin diğer bütün muhalefetleri etkilediği bu çalışmada açıkça görülür. Yine ek olarak Asya’nın Avrupa maddeciliğine karşı soyut olanı, maneviyatı, kuru bilgi ya da mekanik akıl yerine hikmet’i ön plana çıkardığının yazarlarca doğru biçimde ele alındığını görmek gerekir.

İş, her ne kadar aydınlanma düşüncesi, bilim ve teknik,  kapitalizm ve dünyeviliğin merkezde olduğu modernizm etrafında biçimlense de, olgu zaman içinde topyekün batı’yı, eskilerde sadece Avrupa, ama şimdilerde buna ek olarak Amerika, İsrail ve hatta Japonya’yı da içine alacak şekilde genişlemiştir. Ve hatta en son olarak Samuel Huntington’un Medeniyetler Çatışması tezinde dillendirmesiyle artık tastamam bir medeniyeti… Bu genişleme sürecinin elbetteki batı’nın dünyaya bir çok yönden hakim olmasıyla sıkı sıkıya bağlantısı vardır. Ancak batı’nın artan hakimiyetine tepki sadece moderniteye duyulan hissi tepkiyle açıklanamaz; çünkü bu eserin başarıyla ortaya koyduğu gibi, rakip toplumlarda bile modernleşme gerekli görülmüş ve çeşitli tonlarda uygulamaya konulmuştur. Batı dışı toplumların paradoksu da asıl burada başlar: Modernleşmeciler artık batı’nın yerli ajanları görülürken, muhalefet te bunlara yönelir. Burada durum tamamen nötr halde değildir. Çoklukla modernleşmeciler de ‘yerli şarkiyatçı’ konumlarından rahatsız değillerdir.

Yazarlara göre,  garbiyatçılığın fikri temelleri Avrupalı olsa da, bir tek radikal islamcılar bundan ayrılır. Çünkü onlar için batılı olan ne varsa kötüdür; bu topyekün karşı duruşun kaynağı ‘dinsel saflık’ iddiasıdır. Mevdudi, Seyyid Kutup, Ali Şeriati gibi isimler bu hareketin temsilcileri olarak değerlendirilir ve El Kaide, Müslüman Kardeşler gibi örgütler buna örnek gösterilir.

Kitabın ilk basımının yapıldığı 2004 yılından bu yana tam dokuz yıl geçti. 11 Eylül saldırıları sonrası dünyanın tozduman olduğu zamanlardı o aralar. Aradan geçen süre içinde Irak ve Afganistan işgal edildi ve hatta işgalciler uzun yıllar kaldıktan sonra geri çekildi; en önemlisi günümüzde de halen devam etmekte olan Arap dünyasında peşisıra devrimler başgösterdi. Kitabın yazarı ve düşünürleri, daha o zamanda iken asıl meselenin İslam dünyası içinde olup biteceğini ve batı’nın buna müdahil olmaması gerektiğini savlıyorlar. Fakat yine de bütün bu olanlardan ve okumalardan sonra, dünya’nın (batı?) tercihinin hangi yönde olduğunu ve olacağını anlıyorsunuz: daha fazla modernleşme


  1. Ş.A.

    24 Ocak

    Üstat güzel bir yazı kaleme almışsınız elinize sağlık.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın