ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

Güncel Tartışmalar: G-20 Çıkarımları: ABD – Rusya ...

Güncel Tartışmalar: G-20 Çıkarımları: ABD – Rusya İlişkileri Nereye Gidiyor?

2009 yılından beri Rus – Amerikan ilişkilerinde yaşanan “reset” (perezagruzka) süreci son dönemde yerini bir dizi gerginliğe bırakmıştır. Bu gerginliklerin başında, Suriye sorunu ve Rusya’nın eski CIA ajanı Edward Snowden’e Moskova’da geçici sığınma hakkı vermesi gelmektedir. Moskova açısından bir diğer önemli sorunda, son dönemde Rusya vatandaşlarının tutuklanarak üçüncü ülkelerden ABD’ye iade edilmesi yönündeki faaliyetlerdir. Rusya’nın G-20 Zirvesi devam ederken, ABD’nin Moskova Büyükelçiliği’ne konu ile ilgili nota vermesi ilişkileri daha da germiştir.

ABD Başkanı Barack Obama’nın Sankt – Petersburg’daki G – 20 Zirvesi’nden önce planlanan Moskova ziyaretini iptal etmesi Rus – Amerikan ilişkilerindeki “yeni dönem”in ilk habercisi olmuştur. ABD Başkanı kararını, Suriye’deki durum, insan hakları konusunda Rusya’nın eksikliği ve Moskova’nın Edward Snowden’e siyasi iltica hakkı vermesi şeklindeki bir dizi nedenle açıklamıştır. Ayrıca, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yeniden iktidara gelmesi ile birlikte Rus – Amerikan ilişkilerinde Dmitri Medvedev döneminde sağlanan “yumuşama” yerini Soğuk Savaş’ı aratmayacak bir sürece yönlendirmektedir. Bu dönemde Amerikan Kongresindeki bazı üyeler Soçi Olimpiyatlarının boykot edilebileceğinden bile bahsettiler. Olimpiyat boykotu anlayışı bile Soğuk Savaş’tan miras kalan bir gelenektir. Nitekim, 1980’de Moskova’daki olimpiyatlar ABD, İngiltere ve Kanada tarafından boykot edilmişti.

Son iki yılda Rusya – ABD ilişkilerinin temel konularının başında Suriye sorunu gelmektedir. Suriye’de yaşanan insani dram ve katliamlar iki ülkenin bölgesel çıkarlarının fonunda maalesef gölgede kalmıştır. Esed rejiminin kimyasal silah kullanmasının ardından özellikle batılı devletler tepkilerini ortaya koymuş, Rusya ise Çin ve İran ile birlikte rejimi desteklemeye devam etmiştir. Kimyasal silah kullanımı konusunda Rusya, BM gözlemcilerinin raporunu beklemeyi teklif etmiştir.

Şubat 2008’de Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesi ve aynı yılda Rusya’nın Gürcistan’la yaşadığı sorun ve neticede Abhazya ve Güney Osetya’nın de – fakto Gürcistan egemenliğinden çıkması uluslararası ilişkiler sisteminde yeni bir dönemi başlatmıştır. Söz konusu dönem ABD, Rusya, İngiltere ve diğer önemli uluslararası aktörlerin bölgesel çatışmalarla birbirilerinin güçlerini test etmeyi karakterize etmektedir. Rusya, 17 Şubat 2008’de Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmesine 8 Ağustos 2008’de Gürcistan müdahalesi ve bu ülkeyi fiili olarak parçalayarak Batı’ya cevap vermiştir. Bu noktadan itibaren Rus dış politikasının reel politik esaslara dayandığını ve değer anlayışı içermediğini müşahede etmek mümkündür.

Rus – Amerikan ilişkilerinde Kosova ve Gürcistan krizleri ile başlayan süreç, 2009 yılında yerini “reset” (perezagruzka) politikalarına bırakmıştır. ABD ve Rusya sorunları sıfırlayarak ilişkilerinde yeni bir sayfa açmayı hedeflemişlerdir. 2009 yılında başlayan bu süreç 2010 yılında Arap ülkelerinde başlayan halk hareketleri (yaygın bir deyişiyle Arap Baharı) ile yeniden yön değiştirmiştir. Arap Baharı Rusya açısından bir meydan okuma olarak algılanmış ve böylece Moskova bölgede yalnızlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte Rusya, Libya’daki gücünü muhafaza edememiş ve ayrıca Arap halklarının nezdinde ciddi prestij kaybetmiştir. Bu nedenle Suriye Rus dış politikası açısından ciddi önem kazanmıştır.

Diğer taraftan Rusya’nın, Akdeniz ve Orta Doğu’daki tek askeri üssü Suriye’nin Tartus limanındadır. Ayrıca, Rusya Libya’da Batı tarafından “kandırıldığını” da düşünmüştür. Kaddafi döneminde Libya, Rusya’nın ekonomik çıkarlarının bulunduğu bir ülke konumundaydı. Rusya, Libya’ya Batı tarafından hayata geçirilen askeri müdahaleye karşı çıkmamıştır. Söz konusu süreçte Rusya’nın temel hedefi ABD ile mevcut olan “yumuşama” politikalarını devam ettirmek ve Rusya’nın Libya’daki iktisadi çıkarlarını sağlamak olmuştur. Ancak şunu da vurgulamak gerekir ki Rusya içinde Libya’ya müdahale konusunda farklı düşünceler vardı. Putin ve Rusya Dışişleri Bakanlığı diplomatları, Medvedev’in reset politikalarına “şüpheci” yaklaşmışlardır. Dışişleri Bakanlığı Batılı güçlerce yapılacak askeri müdahaleden sonra Rusya’nın pozisyon kaybedeceğinden endişe duymuştur. Sonuç itibariyle, Rusya Libya’ya askeri müdahale konusunda veto kullanmamış ve Kaddafi rejimi devrilmiştir. Dolayısıyla, BM süreci tıkanmamıştır.

Rusya, Libya’da kaybettiğini ve kandırıldığını düşünerek Suriye konusunda daha uzlaşılmaz bir tutum sergilemektedir. Rusya, Akdeniz bölgesinde ve Orta Doğu’daki tek üssünü kaybetmemek için Esed rejimini desteklemekte ve bu süreç bölgedeki savaş ve katliamları daha da artırmaktadır. Rusya, Esed rejiminin yıkılmasını kendisi açısından jeopolitik ve askeri bir kayıp olarak algılamaktadır. Fakat Rusya’nın Batılı güçlerin olası bir Suriye müdahalesinde taraf konumunda olması yani Esed rejimi için savaşacağını öngörmek mümkün değildir. Rusya muhtemelen Akdeniz’deki askeri üssü için ABD ve müttefikleri ile “pazarlığa” girecektir.

Rusya, Irak savaşından sonra Orta Doğu’da ABD imajının iyi olmadığı bir ortamda bölge ülkeleri ile çeşitli düzeyde ilişkiler kurmuştur. Rusya ayrıca Orta Doğu’daki aşırı uç grupların Kuzey Kafkasya ve Orta Asya üzerindeki muhtemel etkisinden rahatsızlık duymaktadır. Dolayısıyla kendi iç sorunlarından kaynaklanan jeopolitik kaygılar Rusya’yı askeri ver siyasi olarak Orta Doğu’ya itmektedir. Diğer taraftan Rusya, Orta Doğu’daki Ortodoks Hıristiyanların (Pravoslavie) hamisi olma rolünü de üstlenmektedir.

Rusya’nın, Orta Doğu’daki değişimi doğru okumaması ve bölgede yükselen iç aktörlerle diyalog kuramaması istikametindeki eleştiriler Rusya’da da tartışılmaktadır.(1) Rusya’nın İran ve Suriye merkezli bir Orta Doğu politikası izlemesi Arap Dünyasındaki etkisini sıfırlayabilir. Özellikle İran ve Hizbullah üzerinden bölgede etki kurma çabası Rusya’nın menfaatleri ile örtüşmemektedir. Bu bağlamda tüm bu yaşanan süreç Rus dış politikasının değer yargısından mahrum olmasının doğal sonucudur.

5- 6 Eylül tarihlerinde yapılan S. Petersburg’daki G-20 Zirvesi, Rus ve Amerikan liderleri arasındaki fikir ayrıklarını ortaya koymuştur. Obama – Putin görüşmesi sonrası ifade edilen düşünceler de açık ve net olmuştur. Putin, “Obama’nın Suriye konusundaki argümanlarını paylaşmadığını, ancak diyalogun mevcut olduğunu” söylemiştir. Obama da “görüşmenin açık ve yapıcı olduğunu ve tarafların kendi görüşlerinde kaldığını” beyan etmiştir.(2) İki lider arasındaki soğukluk, G-20 Zirvesi boyunca gözlemlenmiştir.

Rusya ve ABD başından beri Esed rejimi konusunda fikir ayrılıkları yaşayan ülkelerdi. Suriye meselesi ve Snowden krizi, ABD ve Rusya arasındaki ilişkilerin söylemsel düzeyde “reset” döneminden Soğuk Savaş retoriğine geçişini hızlandırmaktadır. Fakat ABD – Rusya ilişkilerinin eylemsel düzeyde Soğuk Savaş dönemine geri döneceği öngörülmemektedir. Suriye konusundaki fikir ayrılıklarının belirli bir sınırı vardır. Rusya, İran’ın bölgedeki gücünün artmasını ister mi veya ekonomik anlamda Batı ülkeleriyle mevcut olan karşılıklı bağımlılığı dikkate almayabilir mi sorularının cevabı söz konusu sınırı belirlemektedir.

Yrd. Doç. Dr. Halit MAMMADOV

 Erciyes Üniversitesi

 Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi 

 

 

  1. Aleksandr Demchenko, “Arabskaya Vesna i Politika Rossii v Blijnevostochnim Regione”, Perspektivi, http://www.perspektivy.info/rus/desk/arabskaja_vesna_i_politika_rossii_v_blizhnevostochnom_regione_2012-09-15.htm
  2. İz –za Rossii Mi ne Mojem Dvigatsa Vpered, http://www.gazeta.ru/politics/2013/09/07_a_5642277.shtml, ayrıca bkz. G-20 Ends With Barack Obama and Vladimir Putin sticking to their guns on Syria, Euronews, 06 Eylül, 2013 http://www.euronews.com/2013/09/06/g20-ends-with-barack-obama-and-vladimir-putin-sticking-to-their-guns-on-syria/

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın