ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

İletişim ve Hz. Muhammed

İletişim ve Hz. Muhammed

Bugün herhangi bir iletişim seminerine katılsanız, konuşmacı “çağımızın en büyük hastalığının iletişimsizlik” olduğunu iddia ederek sözlerine başlayacaktır. Aslında bireyin aile hayatından iş yaşamına kadar bütün sosyo kültürel alanının en önemli unsurlarından biri olan iletişimin önemi sanıldığından da fazladır. Üstelik bireylerin iş, toplum, aile vs. yaşamları birbirleriyle etkileşimli olan alanlardır. Çünkü aile iletişiminde huzurlu olan birey yaydığı pozitif enerjiyle iş yaşamında da başarıya ulaşacaktır. Bunun bilincine varan kurumlar da son dönemlerde bu seminerlere ağırlık vermektedir. NLP tarzı kitaplar satış rekorları kırmakta, insanlar iletişim konulu televizyon programlarında kendi kusurlarını görme imkânı bulmaktadır. Bu tür program veya kitaplarda genellikle kuramlar üzerine durulup uzman kişiler referans gösterilerek bütüne bilimsellik kazandırılmak hedeflenir. Ayrıca bu kuramların gündelik hayattaki örneklendirilmeleri yapılarak bireye öznellik katılması da amaçlanmaktadır. Örneğin; iletişimde her zaman güler yüzlü olmanın önemine vurgu yapılmakta, ailesine ve özellikle çocuklarına vakit ayırarak onlarla oyun oynanması tavsiye edilmektedir.

Ancak referans gösterilen hiçbir uzman bütün bu iletişim kurallarının var olduğu bir model insanın varlığından bahsetmez. Yirmi birinci yüzyılın en büyük sorunlarından biri olan iletişimsizliği Hz. Muhammed’in bundan bin dört yüz yıl önce çözdüğü de göz ardı edilir. Nedense bunlar hiçbir iletişim seminerinde dile getirilmemiştir. 28 Şubat döneminde zirve yapan din olgusu korkusu bu konuda da kendini hissettirmektedir. Yoksa hiçbir iletişimci Hz. Muhammed’in iletişimde model insan olduğunu inkâr edemez.

Acaba gerçekten öyle mi? Acaba bütün bu beden, konuşma vs. dili ve diğer kuramları Hz. Muhammed tamamen çözmüş müdür? Bunu birkaç örnekle incelemek istiyorum. Uzmanlar yüz yüze iletişimde en önemli unsurun “ gülümsemek” olduğunu ifade eder.  Peki, Hz. Muhammed’in (sav) en fazla yaptığı davranış –sünneti- nedir? Namaz, oruç, hac vs… Değil. Tebessüm etmekti. O (sav) herkese tebessüm ederdi. Yine NLP uzmanlarının önerdiği çocuklarla iletişimini bir de O (sav) model insandan öğrenmeye çalışırsak çocukları ne kadar sevdiğini, yetim çocuklara ayrı bir sevgi beslediğini, kendi torunlarını namaz kılarken bile sırtında gezdirdiğini görebiliriz. Toplumun bugün ihtiyaç duyduğu ahde vefa duygusunun en güzel örnekleri yine Hz. Muhammed’de görülebilir. Hicret sırasında Kûba köyünde yapılan mescidde namaz kıldıktan sonra her cumartesi orada namaz kılmak için söz vermiş ve ahde vefa gösterip sözünü de muntazam tutmuştur. Ev işlerine yardım eden, yalan söylemeyen, kimseye kırıcı olmayan ve herkesi değerli gören, nazik, ikram sever davranışlarıyla her bireye örnek teşkil etmektedir.

Aslında iletişim kanallarının en önemli unsurunun bu yapılan davranışlardaki samimiyet olduğu da çoğu uzman tarafından göz ardı edilir. Ancak bu davranışı da yine Hz. Muhammed’den görmek mümkündür. Çünkü toplumun her sınıfındaki insana bir değer verip onlara samimi davranmanın nasıl yapıldığını O’nun (sav) hayatında görmek mümkündür.

Hülasa yukarıda bahsedilen bu karşılaştırmaların daha fazlasını da yapmamız mümkündür. Ancak burada asıl amaçladığımız Hz. Muhammed’in iletişimdeki rol model olduğunun ispatı değil, O’nun (sav) yaşam tarzının günümüz nesillere öğretilmesinin toplum üzerindeki faydalarına dikkat çekmektir.

İslam Dininin Yayılmasında İletişimin Önemi

İslam–Slam, Selam kelimelerinden türemiştir. Yani başlığı itibariyle esenlik ve barışı simgelemektedir. Ayrıca kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim de dinin muhteviyatını anlatmaktadır.

Öncelikle İslam dininin ortaya çıktığı Arap coğrafyasında sosyal hayat içinde hiç duyulmamış yeni anlayışlar getirdiği muhakkaktır. Bulunduğu devrin bile çok ötesinde bir sosyal hayat dengesi kurulmuştur. Bütün semavi dinlerde bu benzerlik mevcuttur. Ancak hiçbir din, İslam dini kadar uzun bir döneme yayılmamıştır.

Hz. Musa döneminde İsrailoğulları firavunun köle tebaasındaydı. Hz. İsa döneminde Süleyman mabedinin hahamlarının ve Roma İmparatorluğu güdümündeki Yehuda krallığının zulümlerine başkaldıran havarileri vardı. Bir bakıma üstünlerin adaletsiz uygulamaları bir mazlum halk tabakası oluşturuyor ve bu halklar da yeni duyulan bu dinin ilk mensupları oluyordu. Ancak Hz. Muhammed ile başlayan İslam dininin ilk yıllarından itibaren farklı tabakalardan bu dine teveccüh gösterilmiştir. Özellikle zengin olanlar ya da itibarlı ailelere mensup gençler arasında hızla yayılmıştır. Aslında bu dini, önce köleler ve kadınların sahiplenmesi beklenirken nüfuz sahibi insanların hicreti dahi kabul ederek Hz. Muhammed’in izinden gitmesi hem Kur’an-ı Kerim’in eşsiz dili hem de Hz. Muhammed’in hayran duyulacak iletişimi sayesinde olduğu muhakkaktır. Üstelik bu insanlar uzun süreli bir eğitim ve terbiye sürecinden geçirilerek her biri bugün bile örnek şahsiyetler arasında gösterilmiştir.

Amerikalı siyaset Bilimci Laswell’in, kaynağın bir iletişim kanalı kullanılarak üzerinde belli bir etki yaratmak için bir alıcıya ya da alıcılara mesaj gönderilmesi olan genel iletişim formülündeki “kim, kime, hangi kanalla ve hangi etki ile ne söylüyor?” sorularıyla o dönemi ele alırsak;

1-      Kaynak: İlahidir.

2-      İletişim Kanalı: Kur’an ve onu anlatan Hz. Muhammed’dir.

3-      Alıcı: Mekke halkı

Bu kategori içerisinde Allah Mekke halkı nezdinde tüm insanlığa vahy (direkt mesaj iletimi) yoluyla Hz. Muhammed aracılığında seslenmiştir. İşte bu noktada son soru olan etki prensibi Hz. Muhammed’in alınan mesajı iletimi ve onu uygulaması hususundaki hassasiyeti ile doğru orantılıdır.

Öncelikle ilk kanal Kur’an olduğuna göre bu kutsal kitabın genel itibariyle neler muhteva ettiğini incelememiz gerekmektedir. Aslında Kur’an her yönü ile üstün bir kitaptır. Özelden genele kadar, doğumdan ölüm sonrası sürece kadar her şey hakkında bilgi, tavsiye ve emirleri içeren bir kitaptır. Özellikle toplum ve aileyi ilgilendiren kısımlarda; anne baba ve akrabaya hürmet, yoksullara yardım etmek, haksızlık yapmamak birçok yerde emir olarak geçmektedir. Yine iyiliği emretmek, sabredenlerden olmak iyi hasletler olarak belirtilmiştir. Hiçbir ayetinde toplum arasında adaletsizliğe sebep olacak ve hoş görülmeyen davranışlar tavsiye edilmemiştir. İsra suresinin 21-31 ayetleri bu hususlara sadece bir örnektir. İkinci kanal olan Hz. Muhammed’in ise; Hz. Aişe’nin “O’nun ahlakı Kuran’dır” sözünden yola çıkarak ilahi mesajı tam olarak ve gürültü kaynaklarını tamamen ortadan kaldırarak insanlığa anlattığını görebiliriz. Kutsal kitapta bahsedilen ilahi emirler harfi harfine yerine getirilmiştir. Örneğin; içkinin tamamen yasaklandığı ayet olan Maide suresinin 91 ayeti nazil olduğu andan itibaren kimse içki içmemiş, günlerce Medine sokaklarından içki aktığı rivayet edilmiştir. İşte burada O’nun (sav) farklı kültür ve maddi olanaklara sahip insanları bir anda etkileyebilmesi, muhacirlerin mülklerini bile tereddütsüz terk etmesi ya da ensarın kapılarını ardına kadar açıp misafir etmesi iletişimin ne kadar kuvvetli ve başarılı olduğunun açık bir göstergesidir. İnsanlar bir ayetle ya da Hz. Muhammed’in bir sözüyle yıllarca yaptıkları alışkanlıkları bir anda terk edebilmesi dikkate değerdir.

Günümüzde İletişim Eksikliği

Özellikle örf ve adetlerine sıkı sıkıya bağlı Türkiye’de doğudan batıya doğru ilerlediğimizde iletişim araçları kuvvetli olsa da kişiler arasındaki bağ giderek zayıflamaktadır. Şehirleşmeyle beraber insanlar birbirlerine daha da yabancılaşmaktadır. Apartmanlaşma kültürüyle beraber aynı sitede yaşayan insanlar bile birbirini tanımamaktadır. Hırsızlık, gasp olayları yüzünden kapıyı çalanlara şüpheyle, ihtiyaç sahipleri insanlara dolandırıcı gözüyle bakan, trafik sıkışıklığı sebep gösterilerek yüz yüze iletişimin giderek zayıflayan insanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Batılılaşma ile beraber fark edilmeden bir içe kapanma, toplumsal ilişkilerde bir yalnızlaşma, toplumun birbirini anlamama hastalığı türemiştir. Elbette Mülkiyet Hakkı ile insanların özel hanelerinin korunduğu gibi özel sırlarının da korunması muhakkaktır. Ancak birey zamanla toplum içinde çeşitli maskeler takma zorunluluğu hissetmektedir. İnsanların birbirilerinden bu kadar kopuk olması ister istemez küçük sorunların bile zamanla büyüdüğünü, şehirleşmeyle beraber gelen çıkar çatışmalarının varlığı, toplum iç dengelerinde bozukluğun görüldüğü ve şiddete meyilli insanların ortaya çıktığı müşahede edilmektedir. Bu durum ister istemez insanların özlenen model insana olan özlemini daha da arttırmaktadır.

1925 yılında çıkarılan Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile birlikte tasavvuf hareketleri en düşük düzeyde ilerlemiştir. Özellikle Şeyh Said isyanı ve Menemen hadisesi ülkedeki tasavvufi hareketlerin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik girişimlere vesile olmuştur. Ancak İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun daha az gelişmiş şehirlerinde bu tasavvufi hareketlerin devamlılığı bir şekilde olmuştur. Bu hareketler, aşiret ve akrabalık kültürünün varlığıyla beraber doğu kültürü olarak ifade ettiğimiz örf ve adetlere bağlılığın fazla olmasının en önemli sebeplerindendir.

Model İnsan = Mürşid-i Kâmil

İşte bu noktada çağımızın bu iletişim eksikliği sorunu, model insanı daha çok tanıyarak giderebilir. Her şeyiyle olgunluğa erişmiş, örnek bir şahsiyeti eksikliği her geçen gün daha da hissedilmektedir. Şehirleşme, maddi imkânların artması ile gelir düzeylerindeki uçurumun artmasının yanı sıra zahiri ihtiyaçlarda doyum, batıni ihtiyaçlarda daha da fazla açlık hissedilmektedir. İnsanlar kendileri için kestikleri yeşil alanları yeniden yapmak için harcadıkları emek gibi kendileri için tükettikleri bazı toplumsal olguları yine iletişim eksikliğini gidermek için bir emek sarf etmeleri gerekmektedir.

Bu yönüyle toplum, kendi güncel sorunlarına çözüm olabilecek her yönüyle insanlara örnek olabilecek olgun bir insan bulma girişimlerinde zaman zaman bulunmuştur. Ancak toplumun genelinde kabul görmesi çeşitli sebeplerle mümkün olmamıştır. Bu noktada karşımıza Peygamber, devlet başkanı, lider, arkadaş, aile babası, tüccar vs. yönlerini bir arada barındıran her yönüyle özgün model insan olarak Hz. Muhammed, toplumun aradığı bu dinamikleri yeniden canlandırabilecek bir misal olarak karşımıza çıkmaktadır.

2012 yılında 4+4+4 sistemiyle beraber yürürlüğe giren “siyer” dersleriyle beraber Hz. Muhammed’in bu bütünleştirici kimliği genç dimağlar yoluyla topluma yayılması bu noktada önemli bir adımdır. Ancak bu model insanın aileden başlayarak geniş çevrelere yayılması toplumun özlem duyduğu o kişiliklerin çevremizde de artmasına sebep olacaktır.

Yazar: Hasan Kara


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın