ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

Jhon Hick’in Din Felsefesinde Kötülük Problemi ve ...

Jhon Hick’in Din Felsefesinde Kötülük Problemi ve Teodise

YAZAR: NURETTİN ÖZER

Evrende ve insan dünyasında var olagelen kötülüklerin sebebi nedir? Tanrı eğer ‘mutlak iyi’ ise kötülük neden vardır? Yoksa kötülük Tanrı’ya rağmen mi vardır? Bu ve benzeri sorular Tanrı’nın yokluğunu savlayan felsefelere kadar çeşitlendirilebilir. İşte teodise, yani “Tanrı’nın Savunusu”, kötülük probleminden kaynaklanan sorulara karşı verilen dinsel ve felsefik tezlerin bütünüdür.

(Özet bilgi için:  http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%B6t%C3%BCl%C3%BCk_problemi )

Gerçi Emanuel Kant’a göre konu felsefenin dışındadır, çünkü bir insan aklı faaliyeti olarak felsefe, aşkınlığı, yani Tanrı’yı kavrayamaz. Teodise kavramını ilk kez kullanan ise yine bir Alman filozof olan Leibniz’dir.

Kötülük problemini ilk olarak ortaya atan antik Yunan filozofu Epikür olsa da, günümüz dünyasına kadar çeşitli filozoflarca (Platon, Kant, David Hume, Spinoza, Leibniz vs.) konu irdelenmiş, yine buna karşılık teodise çabaları da eksik olmamıştır. Rafiz Manafov’un bu çalışmasında, çağdaş İngiliz ilahiyatçı (teolog) Jhon Hick ve O’nun Ruh Yapma Teodisesi veya Şahsiyet Oluşturma Teodisesi merkeze alınarak konu bir kez daha detaylıca incelenmiştir. Bu bağlamda, hemen giriş bölümünde kitabın yazılış amacı ortaya konulmuş, akabinde J. Hick’in biyografisi ve din felsefesindeki ana temaları aktarılmıştır. Bu fikirlere kısaca değinilecek olursa, Hick’te Tanrı, mutlak özgür ve mutlak sonsuzdur, yani en saf anlamda ‘kendinde Tanrı’dır. Tanrı, aynı zamanda insan zihninin kavrayışının da üstündedir. Başka bir ilahiyatçı düşünür Paul Tillich’in Tanrı, Tanrı’nın üstündedir’ (God above God) önermesiyle dile getirdiği gibi. Yani, Tanrı, bütün insan söylemlerini aşar. Ancak Hick’i özel kılan sadece bu değildir; aynı zamanda ‘delilsiz rasyonel inanç’tan da bahseder. Buna göre peygamberler, ermişler veya dinsel tecrübeleri yaşayan insanlar için mantıksal delile ihtiyaç yoktur. Diğer yandan Hick’in bütün ilahi dinleri bir gören çoğulculuk tezine koşut olarak, dinlerin merkezinde ‘kurtuluş – inayet’ çekirdeğinin bulunduğu görülür. İncelemeye konu olan teodisesi ise Hristiyan geleneği içinde önemlidir. Hick, Saint Augustine’nin ‘düşüş’ merkezli teodisesine karşılık; İrenaeus’un kusurlu, olgunlaşmamış kabul ettiği insanın kurtuluş çabasını merkeze alan bir teodiseyi geliştirerek gündeme getirir. Ayrıca kitabın son bölümünde dikkat çekildiği gibi, bu teodise, islam düşünce geleneğine de yakındır.

Kuşkusuz insanın çevresi kötülüklerle doludur. Deprem, sel, yangın, ölüm gibi fiziksel ve doğal olaylardan bahsedilebileceği gibi, bizzatihi insan dünyasında var olan ve ‘ahlaki kötülükler’ olarak adlandırılan ve aslında insanın (kusurlu) doğasından kaynaklanan kötülükler de mevcuttur. Bütün bu kötülüklerin sonucunda insan acı, dert, keder, sıkıntı yaşar. Kaçınılmaz olarak bu kötülüklerin varlığı doğrudan inanç sorgulamasını doğurur. Bu sorgu, sanat ve edebiyatın da çoklukla temel izleğidir. Ömer Hayyam’da itiraz, Albert Camus da başkaldırı, Dostoyevski ve Tarkovski’de kabüllenme, Kafka ve Rilke’de ilahi anlaşılmazlık olarak önümüzde belirir. Birçokları içinse çözülemez bir düğümdür. Fakat bu, A. Schopenhauer’da ‘dünya, ancak şeytanın eseri olabilir” yargısına kadar varabilir. Bu yüzden filozoflar için meseleden kendini uzak tutmak mümkün olmadığı gibi, tanrıtanımaz kadar teologlar için de inancın muhkemliğini sağlama açısından önemlidir. Kötülüklerin varlığından dolayı yapılan sorgulama, kitabın izleğinden yola çıkılarak, varoluşsal, mantıksal ve delilci versiyonlarına sahiptir. Bunlara verilen cevaplar ise, kötülüğü sadece bir görünüm olarak lanse eden ve Spinoza’nın savunduğu Monizm, Tanrı’ya karşı şeytanı öne çıkaran Düalizm ve en nihayetinde teodisenin anlam bulduğu, tek tanrı etrafında biçimlenen Teistik savunmadır.

Evrende ilahi bir amaçsallığın var olduğu, insanın özgür iradesi ile seçim yapma hürriyeti ve ona uygun müphem bir zeminin yaratılması, iyilik ortaya çıkması için kötülüğün bulunmasının zorunluluğu, evrenin müphemliği ve Tanrı’nın uygun bir uzaklıkta kendisini insandan saklaması ve en nihayetinde insanın kendini ilahi yolda inşa etmesi Hick teodisesinin temel argümanlarıdır. Dolaysıyla bu üstün gayede kötülükler ve onun yol açtığı ızdıraplar da iyidirler. Evrenin müphemliği ve Hick’in ‘epistemolojik mesafe’ dediği Tanrı’nın insana uygun uzaklığı bilhassa dikkate değer. Çünkü her ikisi de insanın bu zorlu serüveninde ontolojik olarak bulunmak zorundadır. Aksi takdirde, yani herşeyin apaçık olduğu bir durumda arzulanan gaye de gerçekleşmeyecektir. Hick’te, Necip Fazıl Kısakürek’in “Seni aramam için beni uzağa attın/ Alemi benim, beni kendin için yarattın” mısraı ile kesişen bir anlam açığa çıkmaktadır. Ancak Hick’in kitapta yer alan ancak bu kısa tanıtım yazısında ele alınması mümkün olmayan, bilinen dinsel inançlarla uyum göstermeyen görüşleri de vardır, fakat bunlar, teodisesinin günümüz teolojisi bakımından önemini zayıflatmaz.

Bu değerli çalışmanın asıl başarısı, kötülük ve teodise gibi zorlu bir sorunsalı gerek tarihsel süreç içerisinde, gerekse de kavramsal düzeyde orantılı ve sade bir şekilde ortaya koymasıdır. İddialar ve savunular kategorize edilerek ve her birisi açılarak ifade edilmiş, bunlara yöneltilen eleştilere de yer verilmiştir. Kitabın son bölümünde İslam düşüncesinde teodise felsefik ve Kelami açılardan ele alınmış, İbni Sina, İbni Rüşd, Eşari ve Maturudi gibi önemli temsilci ve ekollerin görüşlerine yer verilmiştir. En nihayetinde Hick’in teodisesi ile benzerlik ve aykırılıklar tespit edilmiştir. Benzeşme daha büyüktür, çünkü, yazarın ifadesiyle, “Her iki teodisenin ısrarla vurguladığı şey, ahiretteki karşılığın dünyadaki sıkıntı ve ızdırapları haklı çıkaracak kadar değerli oluşudur.”

Jhon Hick’in Din Felsefesinde KÖTÜLÜK PROBLEMİ VE TEODİSE,  Rafiz MANAFOV

İz Yayınclık


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın