ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

Kültürel Diplomasi ve TÜRKSOY

Kültürel Diplomasi ve TÜRKSOY

 

Yazar: Doç. Dr. Fırat PURTAŞ*

GİRİŞ

Kültür ve diplomasi, olumlu çağrışımlar uyandıran iki kavramdır. Kültür, en geniş manada insanlığın varoluşundan buyana ürettiği her türlü maddi ve manevi değerler bütünü olarak tanımlanmaktadır. Diplomasi ise, devletlerin ulusal çıkarlarını barışçıl yollarla gerçekleştirmeleri için kullandıkları birincil dış politika aracıdır. “Kültürel diplomasi” ya da “kültür diplomasisi” ise, bir uluslarararası ilişkiler terminolojisi olarak devletler arasında beşeri iletişim ve değiş tokuş yoluyla karşılıklı anlayışın geliştirilmesi stratejisidir.

Devletler açısından, kültürel diplomasinin temel amacı devletin ve temsil ettiği değerlerin uluslar arası toplum nezdindeki saygınlığını artırmak ve olumlu bir görünüm sağlamaktır. Kültürel diplomasi sayesinde devletler ve toplumlar arasında tanışıklık artırılır ve güven tesis edilir. Karşılıklı güven ise, devletler arasındaki siyasi ve ekonomik işbirliğinin ön koşuludur. Bu nedenle  bölgesel ve uluslararası istikrarın sağlanmasında insani ve kültürel ilişkilerin gelişmişliği önemli rol oynamaktadır. Kültürel ilişkiler komşular ve müttefikler arasındaki bağların güçlenmesine katkı sağladığı gibi hasımlar arasındaki sorunların aşılmasının ilk adımıdır. Dolayısıyla kültürel diplomasi, bir yandan çok yönlü işbirliklerinin başlangıcıyken, diğer yandan da bölgesel ve evrensel barışın anahtarıdır.

Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye, Türkmenistan ve Özbekistan tarafından 1993 yılında kurulan Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY), kurulduğu tarihten itibaren gerçekleştirmiş olduğu faaliyetlerle üye ülkeler arasındaki kültürel ortaklığın güçlendirilmesinde etkili, aynı zamanda  Türk kültürünün tanıtılmasına yönelik çalışmalarıyla da kültürler arası yakınlaşma sürecine katkı sağlayan bir kültürel işbirliği örgütüdür. Türk dünyasının UNESCO’su işlevini gören TÜRKSOY, üye ülkelerin çıkarları doğrultusunda etkin bir kültürel diplomasi aracı olmanın yanında, dünya medeniyetinin ve evrensel insanlık değerlerin gelişmesine hizmet eden bir kurumdur. Bu makalede TÜRKSOY’un kültür diplomasisi açısından oynadığı rol, Türk cumhuriyetlerinin kültürel entegrasyonu sürecinde sağlanan başarılar ve karşılaşılan zorluklar üzerinde durulacaktır.

TÜRK CUMHURİYETLERİ ARASINDAKİ ÇOK YÖNLÜ BÜTÜNLEŞMENİN İLK ADIMI: TÜRKSOY’UN KURULUŞU

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının yarattığı yeni jeopolitik koşulların bir sonucu olarak ortaya çıkan TÜRKSOY, uzun süre birbirinden kopuk ve iletişimsiz yaşayan Türk halklarının birbirlerini daha yakından tanımaları ve kültürel ortaklıklarını güçlendirmeleri amacıyla kurulmuştur. Doğu blokunun dağılması ile Demir perdenin kalkması, Sovyetler Birliği’nin parçalanması ile Türkiye ile Türk cumhuriyetleri arasındaki sınırların açılması, Avrasya’nın değişik bölgelerinde yaşayan ve daha önce aralarına duvarlar örülmüş ve iletişimleri engellenmiş Türk halklarının yeniden kucaklaşması için büyük bir fırsat doğurmuştur. Bu fırsattan yararlanılarak 1992 yılının başından itibaren Türk cumhuriyetleri arasında siyasi, iktisadi ve toplumlar arası temaslar başlamıştır. 31 Ekim 1992 tarihinde Ankara’da düzenlenen devlet başkanları düzeyindeki ilk zirve, Türk cumhuriyetleri arasındaki her alandaki işbirliği ve bütünleşme için siyasi iradenin ortaya konması açısından ön açıcı olmuştur.[1]

TÜRKSOY’un ilk Genel Müdür’ü Polat Bülbüloğlu, TÜRKSOY’un kuruluş sürecini şu şekilde anlatmaktadır: “1992 yılı baharı…Sovyet sonrası mekanında başlayan milli bağımsızlık ve manevi uyanış harekatı. Yeni dünya düzeni içinde ülkelerimizde atılan ilk cesur adımlar. Halklarımızın ulusal kimlik arayışları. Geçmişe geleceğin penceresinden bakmak, onu doğru kavramak meyilleri. Yüz yıllar süren ayrılığın ardından güç kazanan kardeşlik temasları. Ve bütün bu karmaşık, ağrılı olaylar içinde… Türk dünyası Kültür Bakanlarının bitmek bilmeyen sohbetleri, dostça paylaşılan düşünceler, sorular ve cevaplar, ümitler ve planlar…”[2]

Türk cumhuriyetlerinin kültür bakanlarının  paylaştıkları dostça düşünceler ve yaptıkları planların sonucunda 12 Temmuz 1993 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan tarafından TÜRKSOY’u kuran anlaşma imzalanmıştır. Kurucu Anlaşmasında TÜRKSOY’un amaçları şu şekilde belirlenmiştir:

Türk kökenli ve Türk dili konuşan, Türk ülkeleri ve halklarının birbirlerini daha iyi anlamaların sağlamak,

Türk kültürünün, tüm insanlık medeniyetinin oluşmasında önemli bir yer tuttuğunu ve Türk dili konuşan ülke ve halkların kültür ve sanatını korunması ve yeniden canlandırılması ve gelişmesinin gerekli olduğunu göz önünde bulundurarak,

Ülkelerin gelecek kuşaklarına milli kültürün esaslarını öğretmek ve böylece karşılıklı dostane temaslar sağlamak amacıyla…[3]

Türk halkları arasındaki dil, kültür, inanç ve kan birliği temeli üzerine kurulan TÜRKSOY, başlangıçta Türk toplulukları arasında uzun yıllar süren ayrı kalmışlığın doğurduğu yabancılaşmayı ortadan kaldırmaya yönelik çalışmıştır. Türkiye’de sınırlı çevrelerin haberdar olduğu Nevruz, Sabantoy, Manas, Abay, Mahdumkulu, Tukay gibi ortak kültür unsurları, düzenlenen etkinliklerle Türk toplumuna tanıtılmıştır. Bunun yanında aynı ocaktan çıkmış ve aynı kaynaktan beslenerek Anadolu’yu aydınlatmış Yunus Emre, Mevlana ve Hacı Bektaş Veli gibi gönül dünyasının önderleri de ata vatanlarındaki akrabaları ile tanıştırılmıştır. Bu ilk dönemde Dedekorkut, Köroğlu ve Nasreddin Hoca gibi kahramanların canlı birer kültür mirası olarak yaşadığının görülmesi kültürel işbirliği doğrultusunda heyecanı daha da artırmıştır.

TÜRKSOY’un kuruluşunun hemen ardından kurumsallaşma doğrultusunda önemli adımlar atılmıştır. 1994 yılında T.C. Dışişleri Bakanlığı ile “TÜRKSOY Teşkilatının Yerleşimi, Millî Temsilcilerin ve Milletlerarası Personelin Statüleri Hakkında Protokol” imzalanarak, diplomatik bir kuruluş olarak Türkiye’de çalışma koşulları belirlenmiştir. 1996 yılında ise TÜRKSOY ile UNESCO arasında işbirliği anlaşması imzalanarak uluslararası bağlantıları güçlendirilmiştir.

1998 yılından itibaren TÜRKSOY’a gözlemci statüsünde yeni üyeler dahil edilmiş ve Rusya Federasyonu’na bağlı özerk cumhuriyetlerden Tataristan, Başkurdistan, Saha, Yakut, Altay ve Tıva, Moldova’ya bağlı Gagavuz Yeri ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti TÜRKSOY’un faaliyetlerine gözlemci statüsünde katılmaya başlamışlardır. Yirmi milyona yakın Türk kökenli nüfusu bünyesinde barındıran Rusya Federasyonu’nun de facto bir şekilde de olsa TÜRKSOY’un çalışmalarına katılması Türkiye ile Rusya Federasyonu arasındaki kültürel işbirliğinin ve karşılıklı güvenin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. 

TÜRKSOY’UN ÇOK YÖNLÜ FALİYETLERİ VE GELİŞİMİ

Çalışmalarında, Türk halklarının sahip olduğu zengin kültürel mirasın ortak yönlerini ön planda tutan TÜRKSOY, kuruluşundan itibaren edebiyattan güzel sanatlara, resimden müziğe kültürün ve sanatın her alanında düzenlediği bilimsel ve sanatsal buluşmalarla Türk dili konuşan halklar arasındaki toplumlararası etkileşimi ve yakınlaşmayı hızlandırmak için faaliyet göstermiştir. Öte yandan faaliyetlerinin niteliği ve niceliği göz önünde tutularak TÜRKSOY’un gelişimini iki döneme ayırmak mümkündür. 1993-2008 yılları arası dönemde TÜRKSOY’un faaliyetleri daha çok üye ülkelerde yoğunlaşmış, karşılıklı tanışma ve tecrübe alış verişine önem verilmiştir. Kuruluşunun 10. Yılında, dönemin Genel Müdürü Polat Bülbüloğlu’nun ifadesiyle  “Ülkelerimizde TÜRKSOY’un yer almadığı uluslararası boyutta hiçbir etkinlik yoktur. Fuzûlî, Manas, Abay, Jabıl, Avezov, Buhari, Togan, Divan-ı Lügat’it Türk, Kurmangazi, Aytmatov, Katanov ve nihayet Kitab-ı Dede Korkut kutlamaları bunlardan bir kaçıdır.”[4]

2006 yılında Polat Bülbüloğlu’nun Azerbaycan’ın Moskova Büyükelçiliği görevine atanması ile Kültür Bakanlığı ve TÜRKSOY Genel Müdürlüğü görevleri sona ermiştir. Mayıs 2008 tarihinde Ankara’da yapılan TÜRKSOY 24. Dönem Bakanlar Konseyi toplantısında, Kazakistan eski Kültür Bakanı Düsen Kaseinov oy birliği ile bu göreve seçilmiştir. Devlet adamlığı ve diplomatlığı yanında sanatçı kişiliğiyle kuruluşundan itibaren TÜRKSOY çalışmalarında yer alan ve kurumu yakından tanıyan Kaseinov’un başkanlığı TÜRKSOY’da yeni bir dönemi başlatmıştır. Bu dönemin temel karakteristiğini ise, Türk kültürünü dünyaya tanıtmaya yönelik Avrupa ülkelerinde, ABD’de ve İslam ülkelerinde etkinlikler düzenlenmesi, TÜRKSOY faaliyetlerinin üye ülkelerin sınırlarını aşması oluşturmuştur. Üye ülkelerden gelen kalabalık sanatçı topluluklarının katılımıyla gerçekleştirilen Köroğlu Operası, UNESCO Merkezi ve BM Genel Kurulu’nda Nevruz kutlamaları, ABD’de Yunus Emre Oratoryosu gibi büyük çaplı uluslar arası projeler, ortak başarılar olarak Türk dünyası sanatçılarının daha da kenetlenmesini sağlamıştır.

Kaseinov’un göreve başlarken üstlendiği sorumluluğu ve geleceğe yönelik hedeflerini şu şekilde ifade etmiştir: “Türk halklarının tarih boyunca dünya medeniyetine yapmış olduğumuz katkıları önce kendi insanımıza sonra da tüm insanlığa yüksek sesle anlatmak; sahip olduğumuz kültürel mirası en iyi şekilde değerlendirerek yeni sanatsal üretimlerle, evrensel boyutlarda yeni eserler ortaya çıkarmak; Türk topluluklarının kültürel ortaklığını güçlendirmek, bunu yaparken de çeşitliliğimizi ve özgünlüğümüzü korumak; resimden müziğe, tiyatrodan sinemaya, mimariden somut olmayan kültürel değerlere, edebiyattan güzel sanatlara kültür ve sanatın bütün alanlarında tanışmak, kaynaşmak, birlikte üretmek, bunları dünyaya tanıtmak ve yeni nesillere aktarmak…”[5]

Bu çerçevede düzenlenen ilk önemli etkinlik 2009 yılı başında düzenlenen “TÜRKSOY 15. yıl kutlamaları” olmuştur. Örgütün merkezinin bulunduğu Ankara’da gerçekleştirilen kutlamalar kuruma emeği geçen ve Türk kültürünün geliştirilmesinde büyük katkılar sağlayan Türk Dünyası’nın önde gelen şahsiyetlerinin hatırlanması ve onurlandırılması niteliğinde olmuştur. TÜRKSOY’u kuran anlaşmaya imza koyan bakanların ve çalışmalarından yer alan yönetici, bilim adamı ve sanatçıların katıldığı tören de Kazakistan Eski Kültür Bakanı Erkegali Rahmediyev, Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı Anar Rızayev, TÜRKSOY Bakanlar Konseyi’nin eski üyelerinden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat gibi isimlere onur madalyası verilmiştir.[6]

Bu dönemde Nevruz Kutlaması, Ressamlar Buluşması, Opera Günleri, bilimsel toplantılar ve yayınlar gibi geleneksel TÜRKSOY etkinlikleri sürdürülürken TÜRKSOY üyesi altı ülkeden 250 sanatçının katılımıyla gerçekleştirilen “Uluslararası Köroğlu Operası Projesi” gibi büyük çaplı faaliyetler de başlatılmıştır. Azerbaycan’ın dahi bestecisi Üzeyir Hacıbeyli’nin ölümsüz eseri Köroğlu Operası yeni bir sanat yönetmenliğinde, Bişkek Opera Bale Tiyatrosunda sürdürülen iki aylık hazırlıkların ardından 2009 yılı Ekim ayı içerisinde Bişkek, Almatı, Ankara ve Bakü olmak üzere dört şehirde, 2010 yılında ise Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen I. Uluslararası Opera Festivali’nin kapanışında İstanbul’da sahnelenmiştir. Türk dünyasının ortak kahramanı Köroğlu’nun yeniden canlanmasına, Üzeyir Hacıbeyli’nin Türk dünyasında daha iyi tanınmasına imkan sağlayan bu projede yer alan orkestra üyelerinden koro üyelerine, dekor ve kostüm tasarımcılarından kareograflara, üye ülkelerin önde gelen solistlerinden figüranlarına 250 sanatçı daha önce benzeri görülmemiş bir başarıya imza atmışlardır.[7] Bu projenin ardından üye ülkeler arasında sanatçı ve repertuar değişimi başlatmış ve “TÜRKSOY’a Üye Ülkeler Opera ve Bale Yöneticileri Kurulu” adında yeni bir kurum ortaya çıkmıştır. Büyük ses getiren bu girişimi benzeri ortak çalışmaların tiyatro ve sinema alanında da başlatılmasına vesile olmuştur. Mart 2011 tarihinde TÜRKSOY’a Üye Ülkeler Sinema Yöneticileri ve Sektör Temsilcileri toplantısı, Mayıs 2011’de de TÜRKSOY Üyesi Ülkeler Devlet Tiyatroları Müdürleri Toplantısı düzenlenmiştir.

Kaseinov döneminin ayırt edici özelliklerinden biri de uluslararası kültürel işbirliğinin güçlendirmesi olmuştur. TÜRKSOY ile UNESCO, Avrupa Konseyi, ISESCO, MFGS (Bağımsız Devletler Topluluğu İnsani İşbirliği Uluslararası Vakfı) arasında protokoller imzalanmış ve benzeri ilke ve hedeflerin paylaşıldığı bu kuruluşlarla ortak projeler gerçekleştirilmiştir. MFGS ile ortaklaşa olarak “Avrasya Türkologları Ansiklopedik Sözlüğü” yayınlamıştır. ISESCO ile ortaklaşa olarak Rabat’ta bulunan ISESCO Merkezi’nde “Fotoğraflarla Türk Dünyası” sergisi açılmış, Kazakistan’da “Arşiv Blgelerinin Tasnifinde Yeni Teknolojinin Kullanımı” Semineri düzenlenmiştir. Tüm bu işbirlikleri TÜRKSOY etkinliklerinin üye ülkelerle sınırlı kalmayıp, Türk kültürünün dünyaya tanıtılması için atılan adımlar olmuştur.

NEVRUZ’UN DEĞİŞEN NİTELİĞİ VE TÜRKSOY’UN NEVRUZ ÜZERİNDEN YÜRÜTTÜĞÜ KÜLTÜR DİPLOMASİSİ

Avrasya’nın geniş bir bölgesinde, Kuzey Yarımküre’de yaşayan pek çok halkın kutladığı bir bahar bayramı olan Nevruz, TÜRKSOY’un ve TÜRKSOY’a üye ülkelerin girişimleriyle insanlığa mal olmuştur. Bütün Türk halklarının paylaştığı bu gelenek, Türkiye, İran, Azerbaycan, Özbekistani Kırgızistan, Pakistan ve Hindistan’ın teklifi ile 2009 yılında UNESCO nezdinde “Somut Olmayan Kulturel Miras Listesi”ne dahil edilmiştir. Azerbaycan’ın girişimleri sonucu ise, 23 Şubat 2010 tarihinde Birlesmiş Milletler Genel Kurulu, 21 Mart’ı Uluslararası Nevruz Bayramı olarak ilan eden bir karar çıkarmıştır.[8] 1995 yılından itiberen Türkiye’de Nevruz kutlamaları gerçekleştien TÜRKSOY, bu gelişmelerin ardından  2010 yılında UNESCO Merkezi’nde, 2011 yılında ise BM Genel Kurulu’nda Nevruz kutlamaları düzenlemiştir. Kültürel diplomasinin başarılı iki örneği niteliğindeki bu etkinlikler, Türk halkları arasındaki kültürel ortaklığın güçlendirilmesi yanında Nevruz’un ve Türk kültürünün tanıtımı açısından tarihe geçen bir hadiseler olmuştur.

29 Mart 2010 tarihinde TÜRKSOY’a üye 8 ülkeden 100’ü aşkın sanatçının katılımı ile Paris’te bulunan UNESCO binasında Nevruz Kutlaması düzenlenmiştir. (Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tataristan (RF), Başkurdistan (RF), Tıve (RF) ve Gagauz Yeri (Moldova)’den gelen sanatçılarla Türk dünyasında Nevruz geleneği sahneye yansıtılmıştır. Azerbaycan, Türkiye, Kazakistan ve Rusya Federasyonu’nun UNESCO nezdindeki Daimi Temsilciliklerinin aktif destekleriyle hazırlanan program, UNESCO tarafından ilan edilen 2010 Kültürlerarası Yakınlaşma Yılı’na ithaf edilmiştir. Öte yandan bu etkinlik Nevruz’u kutlayan ülkelerin ortaklaşa hazırladığı en geniş katılımlı proje olarak tarihe geçmiştir.

2011’de ise, bir adım daha ileri gidilerek Nevruz coşkusu dünyanın kaderine ilişkin siyasal kararların aldığı BM Genel Kurulu’na taşınmıştır. 24 Mart 2011 tarihinde, TÜRKSOY’a üye 11 ülkeden 140’a yakın sanatçının katılımıyla New York’ta bulunan BM Genel Kurulu’unda Nevruz kutlaması gerçekleştirilmiştir. BM’ye üye 192 üyenin temsilcilerinin izlediği bu etkinlik Nevruz’un ve Türk kültürünün dünyaya tanıtılması, Türk kültür dünyası diye bir olgunun sergilenmesi açısından tarihi nitelik taşımıştır.

TÜRKSOY’un yürüttüğü kültür diplomasisi sayesindei Sovyetler Birliği döneminde yasaklanan ve Türkiye’de siyasallaştırılan Nevruz, gerçek niteliğine kavuşmuş, Türk halkları arasındaki kucaklaşmanın adı ve Türk kültürünün dünyaya tanıtılmasının markası olmuştur. Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmalarının ardından Nevruz, bu ülkelerde devlet düzeyinde resmi olarak kutlanmaya başlamıştır. Bu gelişme Türkiye’de siyasallaştırılmış ve halk kültürü olarak unutulmaya yüz tutmuş olan Nevruz’un yeniden canlanmasına imkan sağlamıştır. TÜRKSOY 1995 yılından itibaren Nevruz’a ilişkin yapmış olduğu yayınlarla, düzenlediği Türk dünyası Nevruz şölenleriyle hem Nevruz’a ilişkin yanlış algılamaları değiştirmiş hem de Türk dünyasının ortak bayramını insanlığa mal etmiştir.

TÜRK HALKLARI ARASINDAKİ KÜLTÜREL ETKİLEŞİMİ ARTIRMAYA YÖNELİK YENİ GELENEKLER: TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR BAŞKENTİ İLANI VE ANMA YILI DÜZENLEMESİ

Kültüre geniş bir bakış açısıyla yaklaşan ve bu çerçevede kültürel etkileşimi artırmaya yönelik dünyadaki uygulamaları takip eden TÜRKSOY, 2010 yılından itibaren anma yılı uygulamasını, 2012’den itibaren ise kültür başkenti ilanını başlatmıştır. Anma yılı uygulaması UNESCO tecrübesinden, kültür başkenti ilanı ise Avrupa Kültür Başkenti örneğinden yola çıkılarak benimsenmiştir.

Aslında TÜRKSOY kuruluşundan itibaren Türk kültürü ve sanatına hizmet etmiş ve önemli eserler vermiş parlak şahsiyetleri tanıtmaya yönelik pek çok bilimsel ve sanatsal toplantı düzenlemiştir. Ancak bir abidevi kişinin adına kültür yılı ilan edilerek, yıl boyunca düzenlenen etkinliklerle anılması şeklindeki TÜRKSOY uygulaması ilk kez 2010 yılında Zeki Velidi Togan Yılı’nın ilanı ile başlamıştır. Bu çerçevede Türkiye’de, Azerbaycan’da, Kazakistan’da, Kırım Özerk Cumhuriyeti’nde ve KKTC’de Zeki Velidi Togan çeşitli etkinliklerle anılmıştır. Zeki Velidi Yılı’nın kapanışı ise bu büyük Türkoloğun memleketinde Bşakurdistan’da gerçekleştirilmiştir. TÜRKSOY tarafından 2011 yılı Abdullah Tukay, 2012 yılı ise Hakas asıllı Türkolog Nikolay Katanov’un doğumunun 150. Yıl dönümü vesilesiyle Katanov Yılı; Azerbaycan’ın ünlü dramaturgu Mirza Fethali Ahundzade’nin doğumunun 200. Yıl dönümü münasebetiyle Ahundzade Yılı olarak ilan edilmiştir. Artık gelenek haline gelen TÜRKSOY binasında düzenlenen anma yılı açılışları TÜRKSOY Dönem Koordinatörü’nün ve ilgili ülkenin Kültür Bakanlarının katılımıyla üst düzeyde gerçekleştirilmiş, basın yayın organlarında geniş yer bularak geniş kitlelere ulaşmıştır. Anma Yılı çerçevesinde benzeri etkinliklerin üye ülkelerin tamamına yakınında düzenlenmesi ise, Türk kültürüne büyük hizmetleri geçmiş bu parlak şahsiyetlerin ve eserlerinin tüm Türk dünyası tarafından bilinmesi ve sahiplenilmesi açısından fayda sağlamıştır.

Türk Dünyası Kültür Başkenti ilanı ise TÜRKSOY’un önerisi ve Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları’nın uygun bulması ile 2012 yılında başlatılmıştır. 15-16 Eylül 2010 tarihinde İstanbul’da düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları 10. Zirvesinde TÜRKSOY’un önerisiyle  2012 Yılında Kazakistan’ın başkenti Astana, Türk Kültürü Başkenti olarak ilan edilmiştir.[9]

Astana 2012 Türk Kültürü Başkenti Yılı’nın açılışı 24 Şubat 2012 tarihinde TÜRKSOY Dönem Koordinatörü ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ve TÜRKSOY Bakanlar Konseyi’nin diğer üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. 250’ye yakın sanatçının sahne aldığı bir gala konser ile yapılan açılış üye ülkelerin televizyon kanallarında da yayınlanmıştır. Burada yapmış olduğu konuşmada TÜRKSOY Dönem Koordinatörü ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, yıl boyu Türk dünyası sanatçılarını, bilim adamlarını ve entelektüellerini ağırlayacak olan Kazak halkına konukseverliği için teşekkürlerini dile getirmiş, kültür başkenti bayrağını Astana’dan sonar Eskişehir’in alacağını belirterek, kardeş devletler arasında yapılacak bu tür kültürel faaliyetlerin, halkları birbirine daha da yakınlaştıracağını söylemiştir.[10]

TÜRKSOY VE YUNUS EMRE FELSEFESİNİN YAYILMASI PROJESİ

Çalışmalarında Yunus Emre’nin “gelin tanış olalım“ ilkesini benimsemiş bulunan TÜRKSOY’un hayata geçirdiği önemli kültürel diplomasi girişimlerinden  biri de Adnan Saygun’un ölümsüz yapıtı Yunus Emre Oratoryosu’nu çok katılımlı ve paylaşımlı bir çalışma olarak ABD’de sahnelemek olmuştur. Türkiye’nin ilk oratoryosu olan bu eser, TÜRKSOY’a üye sekiz ülkeden katılan üyelerden oluşan 80 kişilik TÜRKSOY Senfoni Orkestrası ve Amerikan Jonhatan Grifitt Korosu tarafından icra edilmiştir. ABD’li koro üyelerinin Yunus şiirleri ve ilahilerini Türkçe olarak seslendirmeleri ise projenin hedefleri açısından ayrı bir anlam taşımıştır.

Konserler için New York’un ve Washington’un en prestijli salonları seçilmiştir. Konser sonrası ABD’li izleyicilerin düşünceleri yapılan etkinliğin amacına ulaştığını ispatlar nitelikte olmuştur: Newton adlı bir Amerikalı, “Arkadaşımın davetiyle geldim. İlk kez Türkçe bir oratoryo izledim. Çok harika bir performanstı, çok etkilendim” diye konuştu. Erin adlı bir başka Amerikalı da iki yıl Azerbaycan’da görev yaptığını anlatırken, Türk toplumunu burada bir arada görmek ve performanslarını izlemenin kendisi için çok güzel bir duygu olduğunu kaydetti. Erin, kendisinin de ilk kez Türkçe klasik müzik dinlediğini ifade ederken, “Çok etkileyiciydi, grubu çok beğendim” dedi.Fred adlı bir Amerikalı da “Daha önce hayatımızda hiç Türkçe bir oratoryo dinlememiştik. Buraya gelmeden önce nasıl bir gösteri izleyeceğimize dair bir fikrimiz yoktu, ama çok beğendik. Bu kadar güzel bir performansı, böylesine kalabalık bir orkestra ve korodan dinlemek çok etkileyiciydi. Müzik çok çarpıcıydı, sözlerini anlamak isterdim” diye konuşmuştur.[11]

Yunus Emre Oratoryosu etkinliği için yola çıkılırken bir önceki yıl ABD’de bir hafta boyunca üç farklı şehirde düzenlenen Nevruz konserlerinin devamı niteliğinde planlanmıştı. Nevruz daha ziyade Türk halk kültürünü yansıtan bir bayramdı. Bu defa ise Türk kültürünün Batı menşeili bir sanat tarzı ile anlatılması hedeflenmişti. Türk dünyasının klasik müzik alanında da kendine özgü ve çok başarılı eserlerinin ve icracılarının olduğu gösterilecek, Türk kültürünün sadece Türkiye’den ibare olmadığı Balkanlardan Çin’e kadar uzanan bir Türk dünyası olduğu, bu dünyanın bakış açısını insan sevgisi ve karşılıklı hoşgörü oluşturduğu anlatılacak, tanış olmaya ve işi kolay kılmaya çağrı yapılacaktı. Konserin ardından sağlanan geri dönüşler, projenin büyük ölçüde başarılı olduğunu göstermektedir. Projenin devamında ise, aynı etkinliğin ABD’li koronun katılımıyla 2013 yılında Türk dünyasının kültür başkenti Eskişehir’de Yunus Emre haftası içerisinde tekrarlanması planlanmaktadır.

TÜRK CUMHURİYETLERİ ARASINDAKİ KÜLTÜREL İŞBİRLİĞİ’NİN SİYASİ VE EKONOMİK İŞBİRLİĞİNE YANSIMALARI

2011 yılında 20. Bağımsızlık yıl dönümlerini kutlayan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan, yirmi yıl boyunca pek çok siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunun üstesinden gelen bu ülkeler devletçilikten pazar ekonomisine ve demokrasiye geçiş doğrultusunda büyük bir dönüşüm geçirdiler. En köklü reformlar ise milli kimlik ve milli devlet inşası için gerçekleştirildi. Sovyet ideoloji aygıtının milli ve manevi değerlerde meydana getirdiği hasar giderilerek sağlıklı bir toplum yaratılmaya çalışıldı. Bu çerçevede en önemli rolü eğitim ve kültür politikaları oynadı. 1993 yılında kurulan TÜRKSOY ise, yeni bağımsız Türk cumhuriyetlerindeki kültürel yeniden doğuşa ciddi katkı yaptı. Türk cumhuriyetlerinin yirmi yıllık bağımsızlık sürecinde sağladıkları başarılar ve TÜRKSOY bünyesindeki çok taraflı işbirliği tecrübesi 2009’dan itibaren yeni oluşumların ortaya çıkmasına imkan sağladı.

Bağımsızlıklarının 20. Yılında Türk cumhuriyetleri uluslararası alanda pek çok başarıya imza attılar. 2012 yılında Azerbaycan, BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğini üstlendi. 2010 yılında AGİT dönem başkanı olan Kazakistan’ın yeni başkenti Astana AGİT zirvesine ev sahipliği yaptı. Daimi tarafsızlık statüsü BM Genel Kurulu tarafından da kabul edilen Türkmenistan, ekonomisinin temel unsuru olan doğal gaz kaynaklarına ilişkin Rusya, Çin, İran, Türkiye ve AB ile önemli işletme ve transfer projeleri hayata geçirdi. Halk ayaklanması suretiyle iki kez iktidar değişikliği yaşayan Kırgızistan, yeni bir anayasa yürürlüğe koyarak parlamenter demokrasiye geçti ve Ekim 2011’de yapılan devlet başkanlığı seçimlerinin ardından demokratik bir şekilde iktidar devrini gerçekleştirdi. Özbekistan ise sahip olduğu nüfus, doğal kaynaklar, tarihi ve kültürel miras ile Orta Asya’nın en güçlü potansiyele sahip ülkesi olarak istikrarını sürdürdü.

Bağımsızlıklarının yirminci yılına yaklaşırken Türk cumhuriyetleri aralarındaki işbirlikleri de her alanda kurumsallaşmaktadır. 3 Ekim 2009 tarihinde Nahcivan’da düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi’nde Türk Konseyi (Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi) kurulmuştur. 3 Ekim tarihi Türk İşbirliği Günü olarak 2010 yılından itibaren kutlanmaya başlamıştır. Türk Konseyi’nin ilk toplantısı ise, Ekim 2011 tarihinde Almatı’da düzenlenmiştir. Aynı zamanda Türk dili konuşan ülkeler devlet başkanları 11. Zirvesi niteliğindeki bu toplantının öncelikli gündem maddesini ekonomik işbirliği oluşturmuştur. Üye ülkeler arasındaki karşılıklı ticaretin güçlendirilmesi için atılması gereken adımlar Türk İş Konseyi’nde görüşülmüştür.[12] Yapımına 2009 yılında başlanan ve 2013 yılında tamamlanması planlanan Bakü-Tiflis-Kars demir yolu hattının faaliyete geçmesinin bu çerçevede çok önemli bir fırsat doğurmaktadır. Orta Asya’da Avrupa’ya taşımacılıkta ulaşım süresini ve maliyetlerini yarı yarıya düşürecek olan bu güzergah, demir ipek yolu olan adlandırılmaktadır. İpek yolunun canlandırılması Türk cumhuriyetleri arasındaki kültürel entegrasyon sürecinin de hızlandıracak çok önemli bir girişimdir.

2009 yılında kurulan bir başka işbirliği platformu ise Bakü merkezli teşkil edilen Türk Cumhuriyetleri Parlamenterler Asamblesi’dir. Kısa adı TÜRKPA olan bu örgüt, Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi, KEİPA örneklerinden mülhem olarak, Türk cumhuriyetlerinin yasama organları arasında tecrübe alış verişine imkan sağlamak ve mevzuatları yakınlaştırmak amacıyla kurulmuştur.

Yapılanma süreci devam eden bu çok taraflı işbirliği platformları 21. Yüzyılın Türk yüzyılı olacağı şeklindeki öngörülerin ve dileklerin gerçekleşmesi yönünde atılan adımlardır. Türk cumhuriyetleri arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkiler eşitlik, karşılıklı çıkar ve iç işlerine müdahale etmeme gibi evrensel ilkeler çerçevesinde şekillenirken paylaşılan ortak kültür ise her alanda işbirliğinin alt yapısını oluşturmaktadır. TÜRKSOY girişimi başarılı olmasının diğer alanlarda da çok taraflı işbirliği mekanizmalarına cesaret edilmesine imkan vermiştir.

SONUÇ

Kültürel diplomasi ve onun uluslararası barış ve istikrarın korunmasındaki önemine ilişkin teorik açıdan pek çok şey söylenebilir. Bu çalışmada başarılı bir kültürel diplomasi aracı olarak TÜRKSOY örneği gösterilmeye çalışılmıştır. Kuşkusuz kültürel işbirliğinin devletler arasındaki bütün sorunların çözümünde tek başına yeterli bir araç olacağını iddia etmek mümkün değildir. Ancak kültürel  politikalara önem veren ve kültürel ilişkileri gelişmiş olan ülkeler arasında çatışma riskinin daha az olduğu söylenebilir. Dolayısıyla kültürel gelişmişlik ile ülkelerin toplumsal kalkınmaları ve barışçıl uluslararası ilişkileri doğru orantılıdır.

Bağımsızlıkla birlikte Türk cumhuriyetleri milli kimlik ve uluslararası toplumda saygınlık kazanma çabasıyla kültürel gelişimi öncelleyen bir yaklaşım sergilemişlerdir. Yirmi yıllık bağımsızlık döneminde Türk cumhuriyetlerinin kültürel hayatında büyük gelişmeler ve önemli başarılar sağlanmıştır. Türkiye ise başlattığı büyük öğrenci politikası ve Türk dostluk ve işbirliği kurultayları gibi girişimlerle toplumlar arası teması artırmaya, TİKA ve TÜRKSOY gibi yeni kurumlar üzerinden sürdürülen işbirli ile de kültürel etkileşimi sürekli kılmaya çalışmıştır.

TÜRKSOY girişimi yirminci yılında Türk cumhuriyetleri arasındaki ortak başarının adı haline gelmiştir. TÜRKSOY’un ortak Türk kültürünü tanıtmaya yönelik Avrupa ülkelerinde, ABD’de ve dünyanın diğer bölgelerinde gerçekleştirdiği başarılı etkinlikler Türk dünyası sanatçıları ve entellektüelleri arasında birlikte bir şeyler başarma hissiyatının, paylaşılan övünçler oluşmasını sağlamıştır.

Günümüzde Türk halkları arasındaki kültürel bütünleşmenin önündeki en önemli sorun Türk cumhuriyetleri arasında etkin bir ortak enformasyon sahasının oluşturulmamış olmasıdır. Uzun vadeli ve zorlu bir süreç olan bu hedefin gerçekleştirilmesinde Türk dilinin, lingua franca olarak kullanımının yaygınlaştırılması hayati önem taşımaktadır. Türk dilinin, Orta Asya ve Kafkasya’da 150 yıla yaklaşan Rus hakimiyeti boyunca İlminski gibi metodologların özel çabalarıyla iletişim dili haline gelen Rusça’nın konumuna gelmesi ise zaman isteyen bir süreçtir. Ancak bunun da ön koşulu her alanda ve her yaş düzeyinde karşılıklı geliş gidişlerin, alış verişlerin ve ortak iş yapma pratiğinin artırılmasıdır.

Binlerce yıllık geçmişe sahip olan Türk halkları, zengin bir kültürel birikimin de varisidir. Çağlar boyunca değişik millet ve coğrafyaları etkileyerek gelişip serpilen bu birikim dünya medeniyetine katkı bakımından da yeri doldurulamaz bir değere sahiptir. Zengin Türk kültürünün güzelliğini, özgünlüğü, çeşitliliği tanıtmak ve geliştirmek için çalışan TÜRKSOY Türk uygarlığının yükselişinde ve diğer kültürlerle işbirliğinde önemli bir görev yapmaktadır. Gerçekleştireceği çok yönlü kültür ve sanat projeleriyle TÜRKSOY, Türk cumhuriyetlerinin kültürel entegrasyon sürecine katkıda bulunmaya devam edecektir. Üye ülkeler arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkiler arttıkça kültürel işbirliği de güçlenecektir.


* Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F. Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi,TÜRKSOY Genel Sekreter Yardımcısı

[1]  Zirve sonunda imzalanan Ankara Bildirisi metni için bkz. http://turkkon.org/docs/11_AnkaraBildirisi1992_1.DevletBaskanlariZirvesi.pdf

[2] “TÜRKSOY Genel Müdürü ve Azerbaycan Cumhuriyeti Kültür Bakanı Polat Bülbüloğlu’nun 10. Yıl Konuşması”, TÜRKSOY Onuncu Yıl, TÜRKSOY Yayın No:28, Ankara, 2006, s. 38.

[4] Bülbüloğlu, a.g.e., s.45.

[5] 2008-2011 TÜRKSOY Faliyet Raporu, TÜRKSOY Yayınları, Ankara, 2011, s.i.

[6] 15. Yıl Coşkuyla Kutlandı, TÜRKSOY Dergisi, Sayı. 28, s.1-72.

[7] Uluslar arası Köroğlu Operası projesi ve sonuçları hakkında daha geniş bilgi için bkz. Altın Çağın İncisi Köroğlu, TÜRKSOY Yayınları, Ankara, 2011.

[8] Karar metni için bknz. http://www.un.org/ga/search/view_doc.asp?symbol=A/RES/64/253 (document A/64/L.30/Rev.2) Genel Kurul bu kararında Nevruz kutlayan ülkeleri, başta UNESCO olmak üzere diğer hükümetler arası örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarını Nevruz’un tanıtılması ve kutlanması konusunda işbirliği yapmaya davet etmektedir.

[9] İstanbul Zirvesi’nin Kararları için bkz. http://turkkon.org/docs/01_a_IstanbulBildirisi-16Eylul2010_Turkce.pdf

[12] Türk Konseyi ve Almatı Zirvesi hakkında daha geniş bilgiye örgütün genel sekreterliğinin resmi internet sayfasından ulaşılabilir.


  1. Mirzə Hacıyev

    21 Ocak

    Merhaba sayın FIRAT Purtaş bey.Türk halklarının ortak kahramanı Koroğlunun kimliyi hakkında şimdiye kadar deyilenler yanlış fikirdir.Koroğlu on altıncı yüzyılda yaşamamışdır,on üçüncü yüzyılda yaşamışdır.Ben Koroğlunun kesin olarak kim olduğunu “Koroğlu sirri: efsaneden hakikate” adlı kitabımda açıklamışım.Bir çok sitelerde yayınlanmıştır.Bu efsane Cengizhanın Harezme hücumu devrinin hatırasıdır.Moğallardan korkub kaçmış Harezmşahı tutuklamak için Cengizhan serkerdeleri Subuday bahadırla Cebe noyonu gönderiyor.Ceyhun deryasını atların kuyruğundan tutarak geçen bu ceza destesi diger sahilde kuruya çıkarken halk sonralar deryadan çıkma atlar efsanesini yaratmıştır.Moğallar ceza destesine çambul diyorlardı.Çin savaşında sağ gözünü kaybetmiş Subudaya bu yüzden “Çambullu Koroğlu” demişler.Bu söz sonralar Çamlıbel diye kale bildirmişdir.Kırat ve Türata gelince,atlar koşarken yorulduklarında dinlenmelerine zaman kaybetmesinler diye Subuday emr etmişdi her asker ilave at götürsün.Bir at yorulunca digerine keçer ve boylece iki günlük yol bir günde gidilerdi.Bak bu ilave ata moğalca “Türat”,yani ilave,yedek at diyorlardı.Moğallar yaşadıkları çadırlarına “kır” diyorlardı,moğal atları küçük olduğu için o atlara Kırat,yani kırlarda yaşayanların atları diyorlardı…ve sair.Subudayla Cebe ikice tümen askerle Ceyhun deryasını 1230-cu yıl 30 mayısta geçmişler,Koroğlu efsanesinin doğum tarihi budur.Deryadan çıktıktan sonra şahı kovalaya kovalaya tüm İrandan,İraktan,Güneyli-Kuzeyli Azerbaycandan geçmişler,hangı kalede bir gece,beş gece,on beş gece kalmışlarsa halk o kalelere Koroğlu kalesi demiştir.”Koroğlunun Ballıca seferi” tam real tarihi hadisedir,bu Çengizhanın Harezme hücumu zamanı Otrarın işğalidir.Otrarın hakimi tarihte Kair han olmuşdur,destanda ona Kara han diyorlar.Destanda Koroğlunun neresinden Karahanın kulakları dağılır,tarihte ise böyledir ki,o esir götürüldüyünde Çengizhan emr ediyor ki,altun eritilsin onun kulaklarına dökülsün.Koroğlunun adı da Ruşen olmamıştır.Ona Orta Asiya türkleri “Uruşan” demişler,cığatay türkcesiyle uruşan “Vuruşan” deməkdir.Sadece,”Uruşan” kelmesi zaman-zaman Ruşan,Ruşen olmuşdur.Türk kelmesi farsca “ışık” manasında Rovşan şekli almışdır.Araştırmamı Size gönderirsem TÜRKSOY dergisinde yayınlanması mümkünmü?Sayqı ve sevgilerle Mirza Hacıyev.Azerbaycan.

  2. ezgi

    10 Nisan

    çok uzun daha kısa olabilirdi. 🙂

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın