ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

Bizim Gayemiz Nedir?

Bizim Gayemiz Nedir?

Bu ilk yazımda Medeniyet ve Kültür Araştırmaları Merkezinin kuruluş gayesini açıklamaya çalışacağım.

Kadim bir medeniyetin temsilcileri olarak bizler ne yazık ki 20. yüzyılda gelişen modern sanat yöntemleriyle kültürel dünyamızın değerlerini birleştirmek konusunda ciddi bir sıkıntı yaşamaktayız. Aslında bu sorunun ne olduğunu yıllardır sanatçısından, siyasetçisine, akademisyeninden sokaktaki vatandaşına kadar herkes dillendirmektedir. Ancak ne yazık ki bu konudaki kurumsal ve bireysel iyi niyetli çalışmalar da kimi zaman gerektiği ilgiyi görmeyerek, kimi zamanda uzun solukluluğu yakalayamamaktan yitip gitmektedir. Bu amaca kendini adamış değerli insanların gayretleri ve heyecanları da zamanla silinip yok olmaktadır. Sanatın bir okul ve ekol üzerinden yürüdüğü gerçeğini görmeden, bu konuda çalışan okullar(enstitüler, STK’lar) oluşturmadan ve onların sürekliliği ile çıkacak ekoller üretmeden sanat dünyasında var olma mücadelesi ve kimlik üretme iddiası mümkün değildir. Milyonlarca lira da aktarılsa sanatın geleneğini üretmeden bir şey yapmak mümkün değildir. Bu kimi zaman bir tiyatro okuludur, kimi zaman bir hat ustasının mekânıdır, kimi zaman Ara Güler’in fotoğraf atölyesi, kimi zaman da Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir kitabında geçen Dadaş Dayının çay ocağıdır. Edebiyat dünyamızın birçok yazarı için Dadaş Dayının yerinin bir ocak olduğu gerçeğini kim yok sayabilir. Bugün için Ankara’da böyle ocaklardan ne yazık ki bahsedemiyoruz. Kimliği olan ve bir araya getirdiği insanlara geçmişe dair bir aidiyet hissi veren kaç mekânı sayabiliriz. Ya da çocukluğumuzdan beri bize ait olduğunu hissedebileceğimiz bir sokak ve onun kedileri var mıdır?

Yukarıda aktarmaya çalıştığım sorun aynı zamanda sanatta yereli evrensele taşıyamama sorununun da bizatihi temel sebeplerinden biridir. Sanatı ideolojik bir tahakküm altına almadan kadim medeniyetimizin değerlerini yerelden evrensele taşımak, bu noktada bir ekol oluşturmak bu değerleri toplumun ortak mirası olduğu bilincini hissettirmek bu memleket adına yapılabilecek en hayırlı işlerden birisidir. Sanatın sol ideolojinin hâkimiyetinde olduğu, ya da muhafazakâr bir sanat anlayışının olup olamayacağı tartışmasını şahsım adına gereksiz görmekteyim. Kimse Nazım Hikmet’in, ya da Necip Fazıl’ın Yunus Emre’den, Mevlana’dan, Hacı Bektaş Veli’den etkilenmediğini söyleyemez. Medeniyet bu değerlerin her birini aynı noktada yoğurmuştur. Onun için varlardır ve hep var olmaya devam edeceklerdir. Asıl mesele tüm bu değerlerimizin farkında bir bilinç oluşturmak ve gelecek nesillere günümüz sanat dünyasının imkânlarını, tekniklerini öğretmekten ve onlara nefes alabilecekleri ocaklar açmaktan geçmektedir. Asıl mesele usta-çırak ilişkisinin bu noktada bize sağlayacağı katkıdır.

Peki, Medeniyet ve Kültür Araştırmaları Merkezi’nin bu konudaki iddiası nedir.

Öncelikle biz sinemadan, tiyatroya, edebiyattan resime merkezimizde gönüllü eğitim veren ve kendi alanlarında yetkin ve tanınmış kişileri bir ortamda bu gayede bir araya getirmiş bir enstitüyüz. Bu enstitüde çalışan herkes gönüllülük esasında kendi alanlarında sanatkâr, emekçi, gönül insanı ve çırak yetiştirme derdindedir. Allah bu heyecanımızı daim eylesin.

Bizler bu gaye ile MEKAM’da oyunculuk atölyeleri, senaryo yazım kursları, seslendirme eğitimi, müzik eğitimleri, resim ve edebiyat atölyeleri, fotoğrafçılık kursları, film eleştirisi eğitimi, sanatın finansal planlaması eğitimi gibi birçok dalda ve genç arkadaşlarımızın hayatlarında ve mesleklerinde onlara yardımcı olabilecek imkânları gönüllülük esasında vermeye çalışıyoruz. Usta ile çırağı bir araya getiriyoruz. Ocağımız daim ve kadim olsun inşallah. Allah utandırmasın…


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın