ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

Meydan Okumaları ve Fırsatlarıyla Küreselleşme Olg...

Meydan Okumaları ve Fırsatlarıyla Küreselleşme Olgusu

Küreselleşme kavramı ekonomik, politik, kültürel kısacası hayatın her alanını kapsayan karmaşık bir süreci ifade etmektedir. Bu bakımdan küreselleşme süreci dünyanın geleceğini dönüştüren ve şekillendiren en etkili faktörlerden biridir.

Küreselleşme modern dünyada bireyler, örgütler ve devletlerarasındaki ilişkileri güçlendirmiş ve böylece onların arasındaki bağımlılığı artırmıştır. Artık dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan insanların, küresel toplumun üyeleri olarak ortak paydalar etrafında bir araya geldiğini gözlemlemek mümkündür.

Küreselleşme iktisadi boyutlarıyla öne çıkan bir kavram olsa da, genel itibariyle değişken ve çok boyutlu bir kavramdır. Küreselleşmeyi ekonomik, siyasal, kültürel – sosyolojik olmak üzere üç ana istikamette analiz etmek mümkündür. Küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkan köklü değişim sürecinde uluslararası sistem, sadece devletler ve devletlerarası ilişkilerden oluşan bir yapı olmaktan çıkarak, etkinliğini her geçen zaman daha da çok hissettiren, yeni küresel aktörleri kapsayan yapısal bir bütünlüğe dönmüştür. Bu yeni yapı içerisinde çok uluslu ve ulus ötesi şirketler, devletlerarası örgütler ve sivil toplum kuruluşları ön planda yer almaktadır. Küreselleşme siyasal iktidarın biçimini ve tabiatını da dönüştürmektedir.

Pek çok devletin sınırlı kara parçaları içerisinde yönetme hakkının, egemenliğin ve bu yetkinin pratik doğası gereğince, devletlerin gerçek yönetme kapasitesinde dönüşümün eşiğinde olduğu bir döneme girilmektedir. Küreselleşme ile birlikte dünya üzerindeki yönetimler ve toplumlar, uluslararası ile yerel, iç ve dış ilişkiler arasında net bir çizginin artık olmadığı bir dünyaya uyum sağlamak mecburiyetinde kalmışlardır.

Küreselleşme ile birlikte devletlerin hükümetler arası örgütler ve uluslar ötesi aktörler ile bir dizi sorumluluklarını paylaştıkları “hybrid” bir yapılanmayla karşı karşıya kaldığını görmek mümkündür. (1) Bu süreçte siyasal küreselleşmenin diğer önemli ayağını kozmopolit demokrasi, küresel sivil toplum ve yurttaşlık kavramları teşkil etmektedir. Bu kavramlar belirli uluslararası standartları temsil etmekte ve söz konusu standartlar muhtelif yollardan sınırları aşındırmaktadır.

Kültüre ilişkin tartışmalar için bir sınır çizebilmek oldukça güç görünmektedir. Küreselleşme yerel kültürlerin yeniden canlanmasına katkıda bulunduğundan, bu süreçte yerel kültürlerin tamamen yok olacağına kadar birbirine tamamen çelişen görüşlere kadar çok dağınık bir perspektifte yaklaşımlar sergilenmektedir.

Küresel kültüre eleştirel yaklaşanlara göre, böyle bir kültür esasında hesaplanmış ve yapaydır, teknik sorunlara teknik çözümler getirmekte ve halk motiflerinin özünü kopararak kullanmaktadır. Küreselleşme ile birlikte bireyselleşme yükselişe geçmiş, toplumsal örf ve adetlerin erozyonu hızlanmıştır. Bu nokta, kültürel küreselleşmeyi tenkit edenlerin üzerinde durduğu oldukça önemli bir tartışmadır. Bu süreçte mikro – milliyetçiliğin de yükselişi kültürel ve sosyolojik küreselleşmenin bir sonucudur. Mikro – milliyetçilik özellikle 1990’lardan beri süregelen kültürel yerelleşmenin siyasal ve iktisadi yansımasıdır.

Bu bağlamda kültürlerin siyasallaşması; aydınların ve diğer tabakaların rolü; kültürel savaşların yoğunlaşması gibi faktörler modern dünyayı somut kültürel bloklara bölmüştür. Birbirini besleyen etnik milliyetçilikler, en azından doyurulmamış etnik milliyetçi iddiaların çoklukla bulunduğu yerlerde, milli ve etnik sınırları ve kültürel ve iktisadi kaynakların eşitsiz dağılımını katlamış ve yoğunlaştırmıştır.

Küreselleşme; demokrasi, insan hakları, ekolojik sorunlar, uyuşturucu ve terörizmle mücadele gibi evrensel konularda dünya ülkelerinin ortak bir anlayışa sahip olmalarını teşvik etmektedir. Bu nokta küreselleşmenin müspet yönünü göstermektedir. Menfi değerlendirilebilecek nokta ise Batı veya yaygın bir deyişle popüler Amerikan kültürünün tek bir kültür olarak sunulması ve bu tek tipli kültürel anlayışın diğer ülkelere yayılmasını ya da geleneksel toplumsal bağların çözülmesi sonucunda toplum içi ve toplumlararası sürtüşmelerin yayılma tehlikesinin var olmasıdır.

Küreselleşme ile birlikte bireyselleşme yükselişe geçmiş, toplumsal örf ve adetlerin erozyonu hızlanmıştır. Bu nokta kültürel küreselleşmeyi tenkit edenlerin üzerinde durduğu oldukça önemli bir tartışmadır. Bu süreçte mikro – milliyetçiliğin de yükselişi kültürel ve sosyolojik küreselleşmenin bir sonucudur. Mikro – milliyetçilik özellikle 1990’lardan beri süregelen kültürel yerelleşmenin siyasal ve iktisadi yansımasıdır. Bu bağlamda kültürlerin siyasallaşması; aydınların ve diğer tabakaların rolü; kültürel savaşların yoğunlaşması gibi faktörler modern dünyayı somut kültürel bloklara bölmüştür.

Birbirini besleyen etnik milliyetçilikler, en azından doyurulmamış etnik milliyetçi iddiaların çoklukla bulunduğu yerlerde, milli ve etnik sınırları ve kültürel ve iktisadi kaynakların eşitsiz dağılımını katlamış ve yoğunlaştırmıştır. Kültüre – sosyolojik küreselleşme, demokrasi, insan hakları, ekolojik sorunlar, uyuşturucu ve terörizmle mücadele gibi evrensel konularda dünya ülkelerinin ortak bir anlayışa sahip olmalarını teşvik etmektedir. Bu nokta kültürel – sosyolojik küreselleşmenin müspet yönünü göstermektedir. Menfi değerlendirilebilecek nokta ise popüler kültürün tek bir kültür olarak sunulması ve bu tek tipli kültürel anlayışın diğer ülkelere yayılmasını ya da geleneksel toplumsal bağların çözülmesi sonucunda toplum içi ve toplumlararası sürtüşmelerin yayılma tehlikesinin var olmasıdır.

1989’da Berlin Duvarının yıkılması ile Soğuk Savaş sona ermiş, Doğu Avrupa’da liberalizasyon hareketleri başlamıştır. 1991 yılında SSCB’nin dağılması ile ise iki kutuplu siyasi sistem yerini liberal ekonomik ve siyasi yapıya bırakmıştır. Bu netice ile liberalizm dünyada alternatifsiz duruma gelmiştir. 1990’lı yılların başından itibaren teknolojik gelişmelerin sınır tanımaz halde önemli değişmelere yol açtığı bir dönem başlamıştır. İletişim teknolojisindeki hızlı gelişme, hem başlayan sürecin ürünü ve öncüsü olmakta, hem de iktisadi, siyasal ve kültürel bir küreselleşmeyi mecburi hale getirmiştir.

Küreselleşme iktisadi olduğu kadar kültürel ve politik manada da yeni bir ekonomik düzendir. Bu düzende tüketici tercihleri ve kültürler homojenleşmeye başlamış ve bunu müteakiben tüketici ihtiyaçları da herhangi bir yer, bölge veya toplulukla bağlantısı olmayan küresel şirketlerin istihsal ettiği küresel ürünlerle karşılanmaktadır.  Bu bağlamda, küreselleşme, yeni dünya sisteminin güçlü bir gerçek yönü olması itibariyle sistemin geleceğinin belirlenmesinde en etkili güçlerden birini temsil etmektedir.  Küreselleşme uluslararası ekonomide açıklığı, dünya çapındaki piyasaların entegrasyonunu ve sınırların ortadan kalktığı bir dünyaya doğru bir hareketlenmeyi sağlamıştır. Söz konusu bu hareketlenme küresel akım trendlerinin artmasına sebep olmuştur.

Küreselleşme sistemi, her biri diğerleriyle örtüşen ve diğerlerini etkileyen üç denge üzerine kuruludur. Birincisi, ulus – devletler arasındaki ananevi denge, ikincisi, ulus – devlet ile küresel piyasalar arasındaki denge, üçüncü denge ise üzerinde dikkatli durulması gereken en yeni denge, bireyler ile ulus – devletler arasındaki dengedir. Bu bağlamda günümüzde yeni uluslararası sistemi biçimlendirmekte olan küreselleşmeyi anlamadan, dünya çapında uluslararası ilişkileri ve iç politikaları tayin eden güçleri idrak etmemiz mümkün gözükmemektedir. Bugün küreselleşme süreci birey ve toplumların hayatını etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Küreselleşmenin gündelik hayatı etkileyen ve durdurulamaz bir süreç olduğu argümanından yola çıkarak, küreselleşme sürecinin devletlerin iktisadi ve siyasi yapısını yeniden şekillendiren, devletin yanında sivil toplum ve ulus ötesi şirketler gibi devlet – dışı aktörlerin meydana çıkmasına neden olan, iç ve dış politika ayrımını ortadan kaldıran bir sonuçlar silsilesi olduğunu söylemek mümkündür.

  1. John Baylis, Steve Smith, “The Globalization of World Politics”, An Introduction to International Relations, Second Edition, Oxford University Press, 2001, s. 645 – 647
  2. Küresel Dönüşümler, Büyük Küreselleşme Tartışması, Editörler David Held, Anthony Mcgrew, Phoenix Yayınları, Ankara, 2008, s. 330 – 340

Yazan : Yrd. Doç. Dr. Halit MAMMADOV


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın