ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ İÇERİK

Tanrısız Dinlerin Kaosta Sanatı Arayışı

Tanrısız Dinlerin Kaosta Sanatı Arayışı

Yazar: Nejat BİRECİK

Cemil Meriç merhum “ideoloji insan idrakine giydirilen deli gömleği” demişti. Bu deli gömleğinin dar gelen düğmeleri en çok sanatın, sanatçının, güzeli arayan insan ruhunun bilinç sınırlarını sıktı, düğümledi.

Oysa sanat adına her eylem ve devinimde çok uzakları gösteren bir meşale gibi Necip fazıl Üstadın “Bildim sanat Allah’ı aramakmış” dizesi işaret levhası gibi orada durup durmaktaydı. Biz üzerinde sadece “oturduğumuz” için irtibatımızı bir türlü kuramadığımız geçmiş medeniyetimizin kaynaklarından mahrum, sadece batıyı taklit edebilmeyle ölçülmeye mahkûm bir karmaşanın içinde uğraşıp durduk. Bu uğraşıya bir de kendi aramızda tutuştuğumuz kavganın ayaklarımıza vurduğu pranga ilave edilince bir adım ilerleyemedik. Uğraştık, didindik, dönüp bakınca bir arpa yolu ancak gittiğimizi gördük.

Atilla İlhan “Hangi Batı”sında bu meselenin neredeyse kılcal damarlarına girmişti. Ama ne yazık ki o da kavganın hengâmesi içinde sesi duyulamayanlar listesine girmekten kurtulamadı. Tartışmanın yıllardır egemen tarafında duranların paradigmaları iki elin parmaklarıyla sayılacak kadar azdır. Bunların ilk sırasına “sanat özgürlüktür” cümlesini koyabiliriz.

Evet öyledir.

Sanat sadece özgürlük değil, özgürlüğün arayışı, özgürlüğe giden yol ve yöntemlerin de aynasıdır. Çünkü insan, “özgür irade” gibi hiçbir yaratılmışa verilmeyen bir üstün özellikle varlık sahnesine çıkmıştır. İradenin olabilmesi için özgürlüğün olması gerekir. Bu özgürlüğe giden tek yol vardır. O da sanattır.

İnsan sanatın kanatlarında özgürlüğe, maddenin ötesine, digger evrenlere yükselebilir. Çünkü sanat insan ruhunda doğuştan mevcut olan güzelliğin izini sürebilme yeteneğidir. Güzele ulaşmanın iradeyle, iradenin özgürlükle ilintisi doğru kurulabildiği zamanlarda biz gerçek sanatla karşılaşmış oluruz. Heyecanlanırız. Hiçbir maddi zevkin veremeyeceği bir haz duyarız. Hiçbir maddi karşılıkla ölçülemeyecek bir yükseliş yaşarız. Bu somuttan soyuta giden  tırmanışın ilk adımlarıdır.

Bu açıdan baktığımızda “sanat özgürlüktür” söyleyişi ile hiç kimsenin hiçbir hesabı, tartışması, kavgası olamaz. Kavga şurada başlıyor; Özgürlük kavramının içine “benim gibi” şeklinde bir virüs gizleniyor. Bana benzersen, benim gibi olursan, ben seni bizden kabul edersem özgür olursun, sanatçı olursun, sanat camiasından sayılırsın denmek isteniyor. İşin bu merhalesinde belki kabul edilebilir bir aidiyet saplantısı masum bir korunma/koruma güdüsü nitelemesi yapılabilir. Asıl tartışma özgürlüğün sınırlarının ne olduğunu konuşmaya başladığımızda başlıyor. Özgürlük bütün kurallardan azade olmak şeklinde anlaşıldığı anda orada sanattan bahsetmek imkânı kalmıyor.
Çünkü sanatın her dalı binlerce yıldan beri süzülüp gelen bir iç disiplini ihtiva eder. Bu iç disiplinin olmadığı hiçbir çabayı “sanat” olarak kategorize etmek mümkün değildir. İşte kavga; disiplini, geleneği, geçmişi olmayan her şeyin “devrimsel” bulunup baş tacı edilmesiyle başlıyor.

Medeniyet sanatın üzerinde yükselir. Sanatın olabilmesi için bir medeniyetin içinden geliyor olması ayrıca şarttır. Kaos özgürlük değildir. Kaosu anlatmak sanat olabilir ama kaosun kendisinden bir sanat doğurmaya çalışanlar, kendi ilkel mersiyelerini başkalarına kabul ettiremeye çalışan zorbalar konumundadır.

Bugün artık bütün bunlarla hesaplaşma zamanımız gelmiş de geçmektedir. Ancak doğru kavramlarla, doğru zeminlerde, doğru yöntemlerle tartışabiliyor olmamız işin olmazsa olmazıdır.


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

INSTAGRAM
Bizi Tanıyın